Kelimeler ve Kavramlar Yusuf Kerimoğlu


ÖNSÖZ

 

İnsanı sadece "biyolojik" bir varlık olarak ele alan ve "Tabiat Kanunları"nın temel ilkelerine göre değerlendiren ideolojiler, birer sihirli hurafe hükmündedir. Bilimin yapısını, gayesini ve şartlarını araştıran, bilim dışındaki bütün inançları inkâr eden pozitivist düşünce; "Bilim bir dindir, bundan sonra amentüleri yalnız bilim yazacaktır; ahlâkî ve edebî meseleleri bilim çözecektir"1 inancını zihinlere yerleştirmiştir. Halbuki bilim de dahil hiçbir ideoloji "Tabiat nedir?" sualine, kesin bir cevap veremez. Çok hassas mikroskoplarla görülebilen mikrop tabiatın bir parçası olduğu gibi: ışığı binlerce yıl sonra dünyaya ulaşabilen yıldız da tabiatın bir parçasıdır. Ayrıca hiçbir bilim dalı, kesin olarak kanunların tamamını ortaya koyduğunu iddia edemez, sürekli değişim halindedir. ,

 

Scientisme (Bilimcilik) akımı2 İslâm topraklarında şirkin ve zulmün yayılmasında büyük rol oynamıştır. Sosyal olayları determinizmle3 izaha çalışan ve ilkel toplumdan modem topluma doğru sürekli bir evrimin bulunduğunu iddia eden filozoflar; başta sosyoloji olmak üzere yüzlerce bilim dalının kurucusu olmuşlardır. İlkel toplumu genel anlamda "Yazılı uygarlığa geçmemiş olan toplum"4 olarak tarif eden ve "sürekli evrim" ilkesini ilâhlaştıran modern putperestler; İslâm topraklarında güçlerini göstermişlerdir.

 

"İnsan nedir, nasıl yaratılmıştır?" Bu suale bütün ideolojiler; "belirli bir evrimin, tür tabiat kanununun sonucunda ortaya çıkan varlık" diyerek cevap vereceklerdir. İhtilâf ettikleri mesele, bu evrimin şekli, sebepleri ve şu anda hangi noktada olduğudur. İnsanı tarif ederken bile ortak bir uslûba sahiptirler: "İnsan konuşan hayvandır, insan düşünen hayvandır vs.." Bu tariflerini kendi mantık kalıpları içerisinde tersine çevirirsek, şu hükümler ortaya çıkar: "Hayvan, konuşmayan insandır, hayvan düşünmeyen insandır vb..." Nitekim bu çelişkiler, son yüzyılda kendisini iyice hissettirmiştir. Bilimsel ve felsefi ideolojilerin insanı tarif etmekte ve mahiyetini kavramakta yeterli olmadığı itiraf edilmiştir.5 İnsan, Bu Meçhul! diye haykıran Dr. Alexis Carrel'in, "Nobel" ödülüne lâyık görülmesi bunun en güzel delilidir.

 

"Tabiat kanunları" adı altında kendi vehimlerini ve korkularını sistemleştirenler; insan toplumunda yegâne ölçünün "kuvvet" olduğunu kabul etmeye mecburdurlar. Zira hem kâinatta ilâhî bir düzen ve âhengin varlığını kabul etmeyeceksin, hem "kuvvet" ölçü değildir diye haykıracaksın; bu mümkün değildir.

 

İnsanlık Tarihi

 

İnsanlık tarihi hakkında doğru bir bilgiye ulaşmak için ne yapılmalıdır? İnsan; bilgilerini haber, duyu organları ve istidlâl (akıl yürütme) ile elde ettiğine göre 6 hepsini değerlendirmek zorundayız. Bize ulaşan bütün haberleri iki grupta toplamak durumundayız: Birincisi; Kur'ân-ı Kerim, İncil ve Tevrat gibi vahye dayanan, Müslümanların, Hıristiyanların ve Yahudilerin inançlarını belirten kitaplar. Tabii bu dinlere ait bütün temel eserler de bu haber kaynağı ile yakından alâkalıdır. İkinci gurup ise; Scientisme'i (Bilimciliği) esas alan ve vahyi inkâr eden insanların kaleme aldığı haberler; buna laik kültür de diyebiliriz.

 

Duyu organları ve akıl yürütme, elde edilen haberlerle yakından alakalıdır. Önce Kur'ân-ı Kerim, İncil ve Tevrat'ın insanlık tarihinin başlangıcı ile ilgili olarak kaydettiği bilgileri ele alalım.

 

Kur'ân-ı Kerim, İncil ve Tevrat'ta; ilk insanın Hz. Âdem (as) olduğu konusunda ittifak vardır. Dolayısıyla müslümanların, hıristiyanların ve yahudilerin "evrim teorisine" inanmaları mümkün değildir; aksi takdirde kendi kitaplarının hükmünü kabul etmemiş olurlar. İslâm'a göre Kur'ân-ı Kerim'in bir âyetini inkâr, insanı irtidata sürükler.s İncil ve Tevrat'ta da, hükmü inkâr edenler hakkında "dinsiz" tabiri kullanılır:

 

Şurası muhakkaktır ki, Allah (cc) katında hak din olan İslâm'a göre, "ilkel insan" ve "ilkel komünal toplum" gibi teorilere inanmak küfürdür. Bugün Dinler Tarihi, Din Sosyolojisi ve Din Psikolojisi gibi isimler altında yayınlanan ve dinî eğitim veren müesseselerde ders kitabı olarak okutulan eserlerde Scientisme (Bilimcilik) bütün çirkinliği ile sırıtmaktadır 9 Genellikle "Dinlerin Evrimi" başlığı altında ilkel toplumlarda, totemizm (veya animizm)in hâkim olduğu, daha sonra belirli evrimler geçirerek "evrensel dinlere" geçildiği, ilmî gerçekler olarak sunulur. Bilimsel olma kaygusuyla işlenen bu korkunç zulüm, başta Hz. Âdem (as) olmak üzere bütün peygamberlerin inkâr edilmesini beraberinde getirir. Çünkü "evrensel dinler Allah (cc) tarafından değil, belirli bir tekâmül sonucu ortaya çıkmışlardır" tezi esas alınmıştır. Esasen "evrim" denilmesinin tek sebebi de budur.

 

İnsanların Farklılaşması

 

İslâm'a göre ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Âdem (as)'dan itibaren bütün peygamberler, insanları tek bir istikamete (Sırat-ı Müstakim'e) sevketmek için mücadele vermişlerdir. Buna, "tevhid mücadelesi" denir. Esasen ilk insan toplumu, aynı inanç etrafında teşkilâtlanmış, tek bir ümmettir. Kur'ân-ı Kerim'de bu husus şu şekilde haber verilmektedir:

 

"İnsanlar tek bir ümmet idi; sonra kimi iman etmek, kimi küfre sapmak suretiyle ihtilâfa düştüler de, Allah rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere peygamberler gönderdi. Ve beraberinde insanların ihtilâf ettikleri şeyler hakkında aralarında hükmetmek için hak kitaplar da indirdi. Hal böyle iken kendilerine kitap verilenler, bunca açık deliller geldikten sonra birbirlerine karşı ihtiras ve hasedleri yüzünden bunda da ihtilâfa düştüler."(10)

 

Bütün müfessirler, insanlığın; biri Hz. Âdem (as)'m döneminde, diğeri tufandan sonra Hz. Nuh (as)'m döneminde olmak üzere iki defa (iman üzere ittifak ederek) tek ümmet durumuna geldikleri hususunda müttefiktirler.(11) Ancak dünya yaratıldığından beri, kâfirlerin hiçbir dönemde (tek millet halinde) hakimiyet sağlayamadıkları, her dönemde mü'minlerin bulunduğu açıktır.

 

Peygamberler, insanların yalnız Allah (cc)'a iman etmeleri ve yalnız O'na kulluk etmeleri gerektiği hususunda ortak bir tebliğ sunmuşlardır. Nitekim Hz. Nuh (as)'ın kavmine: "Şayet (davetimden, tebliğimi kabulden) yüz çevirirseniz, ben sizden bir ücret istemedim. Benim ücretim Allah'dan başkasına ait değildir. Ben MÜSLÜMANLARDAN olmakla emrolundum."12 şeklinde hitap etmesi, Hz. Yakub (as)'ın oğullarına: "Ey oğullarım, Allah sizin için İSLÂM dinini beğenip seçti, o halde siz de ancak MÜSLÜMANLAR olarak can verin"13 şeklinde nasihat etmesi bunun en güzel delilidir. Yine Hz. Musa (as)'ın kavmine:"Ey kavmim, eğer siz gerçekten Allah'a iman ettiyseniz, O'na samimi olarak teslim olmuş MÜSLÜMANLAR iseniz, artık O'na güvenip dayanın."14 diye emretmesi, Hz. İsa (as)'ın havarilerinin kendisine: ...Biz Allah'ın (dininin) yardımcılarıyız. Sen şahit ol ki (Ey İsa) biz hiç şüphesiz MÜSLÜMANLARIZ (dediler)."15 şeklinde itirafları, meseleye açıklık getirmektedir. İslâm kelimesi (S-L-M)'den türemiştir. Allah (cc)'a teslim olmak anlamındadır. Bütün peygamberlerin tebliği de mahiyet itibariyle,,Allah (cc)'a iman etmek ve aslâ şirk koşmamaktır.

 

Kur'ân-ı Kerim'de bütün peygamberlerin insanları Allah'a kul olmaya ve asla şirk koşmamaya çağırdıklarına dair, birçok âyet-i kerime vardır. "Biz peygamber göndermedikçe kimseye azap etmeyiz"16 ve "Her peygamberin bir ümmeti vardır" âyet-i kerimelerinden de anlaşılacağı üzere dâvetten uzak kalmış hiçbir kavim yoktur. Ayrıca her kavme kendi dilleriyle konuşan, kendi içlerinden peygamber gönderilmesi insanlar için bir lütûftur. Zira insanların kendi cinslerinden olanlara ve kendi dillerini konuşanlara yakınlık duydukları bir gerçektir. Dolayısıyle insanlar, kendilerinden olmayan veya kendi dillerini konuşmayan bir kimsenin sözünden veya dâvetinden çok, kendilerinin yakından tanıdıkları ve dilini bildikleri kimsenin sözünü dinleyecek veya dâvetine icabet edeceklerdir. Peygamberlerin kendi kavimlerinin diliyle gönderilmesindeki hikmet budur.19

 

Hz. Âdem (as)'den başlayan insanlık tarihini İslâm ûlemâsı "el-Milel ve'n-Nihal" temeline göre incelemiştir. "Milel" vahye dayanan, "Nihal" ise vahyi inkâr eden zihniyetleri esas alır 2o Daha açık bir ifadeyle Kitabu'l-Milel, Hz. Âdem'den günümüze kadar süren ve kıyamete kadar devam edecek olan mü'minlerin tarihi; Kitabu'n-Nihal ise Kabil'le başlayan, Allah (cc)'ı inkâr ederek, hevâ ve heveslerini ilâhlaştıran kâfirlerin tarihidir.

 

Temelde vahye dayanmakla birlikte insanların heva ve heveslerine kapılarak tahrif ettikleri İncil, Tevrat ve Zebur'da insanlık tarihi ile ilgili bilgilere rastlamak mümkündür. Bu kitaplarda da insanlık tarihi Hz. Âdem (as)'la başlar, Habil ve Kabil olayı izah edilir. Ancak daha sonra, bir kısım hikâyelerle meseleler değişik boyutlara sürüklenir. Bugün yeryüzünde yaşayan hıristiyan ve yahudilerin evrim teorilerine inanmaları, inançları açısından mümkün değildir. Ancak bütün bu teorilerin, hıristiyan ve yahudi kaynaklı olması, muharref olan kitaplarına inanmamalarının bir sonucudur.

 

Esasen Scientisme (Bilimcilik), Batı'da kiliseye karşı mücadele veren bilim adamlarının teşkilâtlı mücadelesinden doğmuştur.21

 

Tarih İskeletleri

 

Yunan felsefesinin ve Roma ilâhlarının (Helen kültürünün) yeniden tarih sahnesine çıkması sonucunda "Rönesans" diye isimlendirilen olay gündeme girmiştir 22 Feodal zorbalığın ve engizisyon mantığının koruyucusu olan Katolik mezhebi, Martin Luther'in 1529 yılında yayınladığı Protesto ile birlikte büyük bir sarsıntı geçirmiş, "dinde reform" hareketi hızlanmıştır.23 Rönesans ve reform hareketlerinin mahiyetini kavramak için, Batı'nın insan anlayışını iyi tesbit etmek gerekir.

 

Roma İmparatorluğu döneminde kuvvet sahipleri istediklerini suçlu ilân eder ve cezalandırırlardı. Hatta kur'a çekerek ölüm cezaları verebiliyorlardı 24 İki insanın (gladyatörlerin) karşılıklı birbirlerini öldürmelerinden, insanın çarmıha gerilmesinin verdiği acıdan ve vahşi hayvanların suçluları parçalamasından özel bir zevk alıyorlardı.25 Bilhassa Hz. İsa (as)'ı ve İncil'i tasdik eden insanlar, siyasi suçlu olarak .değerlendirildiği için, akla-hayale gelmeyen işkencelere muhatap olmuşlardı.

 

Roma İmparatorluğu gücünü kaybettikten sonra durumda pek fazla bir değişiklik olmadı. Güç dengesi feodal zorbalar ve kilisenin lehine değişme göstermişti. Ancak devlet başkanları, bütün yetkileri ellerine geçirmişlerdi. Katolik kilisenin suçluları değerlendirişi mahiyet itibariyle putperest Roma İmparatorlarından farklı değildi. Toplumun üzerine gelecek âfet ve belâları önlemek gerekçesiyle yeni işkence metodları keşfettiler. Engizisyon mahkemeleri asırlarca insanlara kan kusturdu 26

 

1789 Büyük Fransız İhtilâlinden önce cezaların zihnî temeli, suçluların sindirilmesi esasına dayanıyordu. Müstekbirler ve tâgûtlar suçluya istediği cezayı uygulayabilirdi, bu hususta tamamen serbesttiler. Genellikle cezalar; suçlunun tekerleğe gerilmesi, çuval içerisine konarak nehre atılması ve suda boğulması, diri diri yakmak, kaynar su içerisine daldırıp çıkarmak, diri diri toprağa gömmek, kollarını ve bacaklarını dört beygire bağlayıp vücudunu parçalamak şeklinde cereyan ediyordu 27 Aynı dönemde İspanya'da, kiliseye karşı gelenler, krala ve kral ailesine saygısızlıkta bulunanlar bir araya toplanır, diri diri ateşe atılmak suretiyle cezalandırılırlardı 28

 

Bütün bu gerçekler iyi değerlendirilirse,1789 Büyük Fransız ihtilâlinin ve kilise-bilim çatışmasının tarihî temellerini kavramak kolaylaşır. Sicientisme (bilimcilik) sözcülerinin, kiliseyi ve ruhban sınıfının yorumlarını inkâr edip, "hür düşünce" çığlığı atmalarının temelinde, bu olaylar mevcuttur. İşte karanlık çağdan mağara devrine, ilk çağdan günümüze kadar gelen tarih iskeletleri ve ilkel dinlerden, evrensel dinlere kadar varolduğu iddia edilen "evrim teorileri" bu savaşın bir sonucudur. Allahû Teâla (cc)'nın indirdiği hükümleri inkâr edenler, temelde demokrasiye ve hümanizme dayanan insanlık dinini kurmaya karar vermişlerdir?9 Bu noktada şöyle bir sual hatıra gelebilir: Peki bunda muvaffak olabildiler mi? Bu suale "evet" dememek için insanın başını kuma sokması gerekir. Dikkat edilirse halkının büyük bir çoğunluğu İncil'e inanan devletlerin tamamı demokrasiyi ve laikliği esas almışlardır. Nitekim Abdülvahid Yahya (Rene Guenon) şu tesbitte bulunmaktadır: "Modem Batı'nın Hıristiyan olduğu söylenir, ama bu yanlıştır. Modern tavır temelde din düşmanı olduğu için, Hıristiyanlığa da düşmandır."3o demokrasinin ve politikanın kaynağı kabul edilen eski Yunan toplumunu ele alalım. Politika kelimesi, bugün kullandığımız "polis" kelimesinden türemiştir. Daha açık bir ifadeyle, Yunan siyasî düşüncesinin (Hellenist kültürün) temelini polis kavramı oluşturur. Atina'da, kadınlar ile sayıları 365 bin olan köleler ve yabancı kökenli metoikler siyasî hakka sahip değildir. Sayıları 20 bin civarında olan bir zümre (başta filozoflar olmak üzere) yönetimi sağlamaktadır.3ı İşin ilginç tarafı, köleler eğitim yoluyla "köle" olduklarının şuurundan uzaklaştırılmışlardır 32 İşte hellenist kültürün mahiyeti... Bütün siyasi bilimcilerin çağdaş uygarlığın temelde hellenist kültüre ve hellenizm dinine dayandığı hususunda ittifak ettikleri malûmdur. Nitekim Dawson'un şu itirafı meseleye açıklık getirmektedir: "Helenizm'i bir yana bırakacak olursak, ne batı medeniyeti, ne Avrupa insanı düşüncesinin doğması mümkün değildir."33 Klasik Hellenizm; M.Ö. IV. ve V.nci yüzyıllarda Yunan şehirlerinde gelişen Yunan kültürü demektir. Bilindiği gibi eski Yunan kültüründe, nitelikleri, yetkileri ve hünerleriyle tıpatıp insana benzeyen binlerce ilâh mevcuttur. Bir Yunan tarihçisi "Bu insan özellikleri taşıyan ilâhları Homeros'la Hesiodos yaratmıştır" demektedir.34 İnsanın hevâ ve heveslerini ilâh edinmesi, hellenist kültürün temelidir. Batı medeniyeti (nâm-ı diğer, çağdaş uygarlık) temelde hellenist kültüre dayandığına göre, karşımıza "modern putperestliğin" çıktığı gerçeği kolayca kavranır. Bu çağdaş putperestlik, aile hayatından devlet teorilerine, ekonomik sistemlerden insanlık tarihine ve siyasî mücadelelere kadar her alanda gücünü hissettirmiştir. Aklı yeterli bulan ve dini hafıfe alan modern insan, kendi ilâhlığını ön plâna çıkarmıştır.

 

Hakikatin Şâhitleri

 

Tanzimat'la birlikte gündeme giren Batılılaşma hareketinin; Sultan II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesiyle (Hicrî 1326, Milâdî 1908) İslâm topraklarına hâkim olduğu gerçeği gizlenemez. Nitekim kısa bir süre sonra, bütün İslâm topraklan Avrupalılar tarafından işgal edilecektir. Bu işgalin gerekçesi; az gelişmiş ve uygarlaşamamış toplumları Batı medeniyeti seviyesine çıkartmaktır. O yıllarda moda olan Fransızca "Mission Civilisatrice" sözünün manâsı budur.35 Batılılar, yeni ilimleri ve felsefi düşünceleri (insanlık dinini) İslâm topraklarında yayacaklar, buna mukabil başta petrol olmak üzere hammadde kaynaklarını kendi sanayilerine aktaracaklardı. Esasen işgalcileri alkışlayan eğitilmiş bir aydın kadro mevcuttu. Nitekim Cezayir'in işgali sarasında Jön Türkler'den Abdullah Cevdet şunları zikrediyordu: "Medeniyet-i hâzıra bir seyli hurûşandır. Önüne çıkan her engeli darmadağın eder. Ona teslim olmaktan başka yol yoktur."36 İşte Jön Türklerin ve İttihat Terakki eşkıyalarının ihanet psikolojileri bu ifadede görülmektedir.

 

Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi bu gelişmeyi şu şekilde izah etmektedir: "Müslümanların inkırazını şiddetlendiren ve onların yakalandıkları hastalıkların en sonuncusu "Batıyı taklid" hastalığı... Bu hastalık kötülük ve hasarda frengiden daha şiddetli... İşin garip tarafı, tedavi için gayret sarfedenlere. de bulaştı."37

 

Müslümanlar, insanlığa karşı hakikatin şâhitleri iken, birbirlerini takip eden devrimler sonucu "dâru'1-İslâm" (Şer'î devlet) hususundaki hassasiyetlerini kaybetmişlerdir.

 

Kur'ân-ı Kerim'de: "Böylece sizi vasat bir ümmet yapmışızdır ki, insanlara karşı hakikatin şâhitleri olasınız, bu peygamber de sizin üzerinize tam bir şâhit olsun diye..."3s buyurulmaktadır. Müfessirler bu âyet-i kerimede geçen "vasat ümmet" tâbirinin "âdil" anlamına geldiğinde müttefiktirler.39 Her mü'min adâletin, Allahû Teâla (cc)'nın indirdiği hükümlerle hükmetmek olduğunu bilir. Bunun mânâsı açıktır: Mü'minler istilâ altında bile olsalar, müstekbirlere ve tâgûtlara karşı her vasıta ile mücadele etmek zorundadırlar. Müstevliler, ister gayrimüslim olsun, ister mürted olsun, onlara dilleri ve malları ile yardım etmeleri haramdır.

 

Bu eseri, İslâmî' ıstılâhların bir bölümünü gündeme getirebilmek için kaleme alıyoruz. Ortaya koyabildiğimiz bütün doğrular İslâm'a aittir. Hatalarımızdan ve yanlışlarımızdan dolayı esirgemesi ve bağışlaması bol olan Allahû Teâla (cc)'ya sığınırız.

 

Yusuf  KERİMOĞLU

 

DİPNOTLAR

 

(1) Ernest Renan, Bilimin Geleceği, c. I, sh. 135. (Ernest Renan, [1923- 1982) Fransız filozofu. "İslâmiyet ve Bilgi" isimli nutku, Osmanlı devletinde tartışmalara yol açmıştır. Namık Kema1'in, Renan Müdafanâmesi [l.Baskı: 1910, 2. Baskı: 1962) meşhurdur. Kur'ân'a ve Hz. Muhammed (sav)'a saldıran, bu filozofun eserleri T.C. Millî Eğitim Bığı tarafından tercüme ettirilmiştir.)

(2) Scientisme (Bilimcilik): Genel anlamda bilime iman etmek, bilim dışında hiçbir şeyi kabul etmemek olarak tarif edilebilir.19'ncu yüzyılda ortaya çıkan pozitivist bir akımdır. Buna göre, Allah fikrinin kaynağı olan "Mutlak bilinmeyen" diye birşey yoktur. (Atilla Tokatlı, Felsefe Sözlüğü, Ank.1973, sh. 70, Meydan Larousse, c. II, sh. 375).

(3) İhsan Sezal, Sosyal Bilimlerde Temel Kavramlar, Ank.1981, sh. 47-48

(Determinizm: Her hâdise, sebebini bizzat kendi içinde saklar. Aynı sebepler her yerde aynı sonuçlan verir, iddiası. Günümüzde yanlışlığı ortaya çıkmıştır, olaylar tek sebebe irca edilemez.)

(4) Prof. Hilmi Ziya Ülken, Sosyoloji Sözlüğü, İst.1969, sh.145

(5) Dr. Alexis Carrel, İnsan Bu Meçhul, İst.1971, sh. 23.

(6) Ebû Yusr Muhammed Pezdevi, Ehl-i Sünneı Akaidi, İst.1980, sh. 9.

(7) Bkz., Kur'ân-ı Kerim, Nisâ Sûresi: 1; Zümer Sûresi: 6; Taha Sûresi: 121,122. (Bu âyetlerde, Hz. Âdem (as)'ın ve Hz. Havva'nın yaratılış ve Cennetteki hayatı konu alınır.) Kitab-ı Mukaddes, İst. 1949 (Tekvin, Bab:1, cümle: 27, bab: 2, cümle: 21-23, bab: 3, cümle:1-6,17.)

(8) Dr. Numan es-Semerrai, Mürted'e Ait Hükümler, İst.1970 sh. 88.

(9) Osmanlı Pazarlı, Sosyolojt, İst.1978 sh.55 (İmam-Hatip Okullarında okutulan bu eserde [z.bölüm] "İlkel boylarda görülen dinler, totemizm" iddiası yer alır. A.Ü. İlâhiyat Fakültesinde okutulan Prof.Dr. Mehmet Taplamacıoğlu'nun Din Sosyolojisi, Y.İ. Enstitüsü'nde okutulan Dinler Tarihi aynı özelliği taşır).

(10) İsmail Ferruh Efendi, Mevakıb Tefsiri, İst. c. j, sh. 47-48, (Bakara Sûresi: 213).

(11) Mehmed Vehbi Efendi, Hülâsatü,l Beyan fi Tefsiri'f Kur'ân, İst.l966 c. I, sh. 365-367. (Bakara Sûresi: 213'ün tefsiri).

(12) Yunus Sûresi: 72.

(13) Bakara Sûresi:132.

(14) Yunus Sûresi: 84.

(15) Â1-i İmrân Sûresi: 52.

(16) İsra Sûresi:15. -

(17) Yunus Sûresi: 47.

(18) Bkz: İbrahim Sûresi: ; Â1-i İmrân Sûresi:164.

(19) İmam-ı Matûridi, Tevilatu'l Kur'ân, İst. H. Selim Ağa Kütüphanesi, yzm. no: 40. var. 373 b.

(20) Bu hususta Ebu'1 Feth Muhammed b. Abdülkerim eş-Şehristani'nin el Milel ve'n Nihal, Beynıt 1395, ve Ebû Muhammed Ali b. Ahmed İbn Hazm'ın Kitahu'I Fisal fi'l ilel ve'l Enva Ven Nihal, Kahire,1317- 1321 eserleri çok ünlüdür.

(21) İsmet Özel, "İlim de put olur mu?" Üç Mesele, Ankara,1978, sh.115- 117.

(22) Jacob Burckhar, İıal),a'da Rönesans Kültürü, İst.1957, sh. 263 vd.

(23) Meydan Larousse,"Refonn" maddesi, c. X, sh. SQ1-503.

(24) S. Maksudi Arsal, Umiımi Hukuk Tarihi, İst.1944, sh.286,(2. bsk.)

(25) Marcel Rouselet, Adalet Tarihi, İst.1963, sh.10,22.(Çev. A. Cemgil).

(26) M. Tarih Taner, Ceza Hukuku, İst.1949, sh.21.

(27) Marcel Rouselet, a.g.e. sh.50,51.

(28) Sigrid Hunke, Avrupa'nın Üstüne Doğan İslâm GüneŞi, İst.1972, sh.468.

(29) Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi, İst.1977, sh.115.

(30) Rene Guenon, Modern Dünyanın Bunalımı, İst.1979, sh.137.

(31) Toktamış Ateş, Demokrasi, İst.1976, sh.23.

(32) E.A. Ruter,"Wie eine Meinung in Einem Kopf Entsth,(Düzene uygun kafalar nasıl oluştunılur?)", Tevhid Gazetesi,9 Temmuz 1979, sayı: 29, sh.7.

(33) Christopher Henry Dawson, Batının Oluşumu, İst. sh.25.

(34) Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi, İst.1977, c. II, sh.335.

          Aynca Harry J. Dell, Encyclopedia Americane, c. XIV, sh.73-74

          "Hellenizm" maddesi.

(35) İsmail Cem, Tarih Açısından I2 Mart, İst.1977 c. II, sh.167.

(36) Şerif Mardin, Jön Türklerin Siyasî Fikirleri, Ank.1964, sh.173.

(37) Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Mevkıfu'I-Beşer, Kahire,1352, sh.7.

(38) Kur'ân-ı Kerim, Bakara sûresi:143.

(39) Ebu Bekir Ahmed b. Ali el-Cessas, Ahkâmu'I-Kur'8n, Beynıt 1351, c.

          I, sh.88. Aynca İmam-ı Kurtubi, el-Camü li Ahkâmu'l-Kur'ân, Kahi-

          re,1976(3. bsk.) c. II, sh.156.





________________ oOo _________________
Kelimeler ve Kavramlar Yusuf Kerimoğlu
Önceki Sayfa
eraykitap
Sonraki Sayfa

...








Sayfa Başına
Dön - Git