ErayKitap Web Sitesine Hoş Geldiniz !           En İyi Bilgi Dünya ve Ahiret Saadeti Sağlayan Bilgidir
   Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla    Fıkıh Usulu Hasan Karakaya Fıkıh Usulü İslâm ilim tarihinde müstesna bir yere sahiptir. Fıkıh ile uğraşan herkesin usûle müracat etmesi kaçınılmazdır. Müslümanların hayat­larını İslâmî esaslara göre düzenleyebilmesi için belli bir zihni ve ameli disipline ihtiyaçları vardır. .. Her eser yazıldığı devrin ve içinde yaşadığı toplumun rengini taşır. Okuyacağınız fıkıh usulü de çağımızın ve üzerinde yaşadığımız toprağın problemlerini usûl çerçevesinde ele alarak hizmetinize sunmuştur...



   Fıkıh Usulu Hasan Karakaya    


İstihsan

6. İSTİHSAN.. 1

İstihsanın Çeşitleri: 1

1.  Gizli Bir Kıyası Açık Kıyasa Tercih Şeklindeki İstiksan: 1

2.  Umumî Bir Kaideden Belirli Bir Meseleyi istisna Etme Şeklindeki istihsan: 1

İstihsanm Delil Oluşu: 2

 

6. İSTİHSAN

 

İstihsan; müctehidin birbirine benzer meselelerden biri hakkında genel hükmü almayarak daha kuvvetli bir neden bulduğu için ayrı bir hüküm-ver­mesidir. Mesela, yırtıcı hayvanların artıkları murdardır. Bunların bir türü olan yırtıcı kuşların artıklarını bu hayvanların artıklarına kıyaslayıp necis ol­duklarına karar verme yerine gagalarından necaset akıtmadıklarından dola­yı insanların artıklarına kıyaslayarak temiz saymak bir İstihsandır.

 

İstihsanın Çeşitleri:

 

1.  Gizli Bir Kıyası Açık Kıyasa Tercih Şeklindeki İstiksan:

 

Daha güçlü olan gizli bir kıyası, açık olan kıyasa tercih etmek suretiyle or­taya çıkan istihsan. Mesela; kartal ve benzeri yırtıcı kuşların artıkları, yırtıcı hayvanların artıklarına kıyaslanarak "murdar olduklarını beyan etmek açık kıyasa başvurmaktır. Buna mukabil, yırtıcı kuşların artıklarını gagalarının te­mizliğinden dolayı insanların artıklarına kıyaslayarak "temiz" olduklarını söylemek, kapalı bir kıyastır. İşte buna istihsan yapmak denir ve tercihe şa­yandır. Zira yırtıcı kuşlar suyu gagalarıyla içerler. Gagaları, temiz tuttukları bir kemiktir. Ayrıca diğer hayvanlarda olduğu gibi, salyalarının suya karışma­sı söz konusu değildir. Bu itibarla yırtıcı kuşlar, yırtıcı hayvanlara değil, in­sanlara kıyaslanıp, artıklarının temiz olduğunu söylemek bir istihsandır. Ha­nefi mezhebinde olanlar bu görüştedir.

 

2.  Umumî Bir Kaideden Belirli Bir Meseleyi istisna Etme Şeklindeki istihsan:

 

Burada özel bir sebepten dolayı, umumî kaideden belli bir mesele istis­na edilir ve istihsan yapılır. Bu özel sebep örf, maslahat veya zaruret olabi­lir.

a. Örfe dayanılarak yapılan istihsana misal şudur:

Vakfedilen şeyin devamlı kalması gerektiğinden, kısa zamanda yıpranıp yok olan taşınır eşyaların vakfedilmesi, genel kural olarak caiz değildir. Ancak Hanefi fakihleri, taşınır eşya olmalarına rağmen, cenaze defninde  vecamilerin aydınlatılmasında kullanılan eşyaların ve kitapların vakfedilmesi-ni bir "istihsan" kabul ederek caiz görmüşlerdir. Çünkü, bu tip eşyanın vak-fedilmesine dair bîr örf mevcuttur. Bu Örfe itibar edilerek umum kaideden bu hususlar istisna edilmiştir.

b.  Maslahata dayanılarak yapılan istihsana misal:

Genel kaide olarak tasarrufları kısıtlanan sefihin (malını gereği gibi kul­lanamayan, savurganın bağışları hükümsüzdür. Malını vakfetme de bir bağış­tır ve geçersiz olmalıdır. Buna rağmen, böyle bir kişinin hayatı boyunca ken­di malını kendisine vakfetmesi istihsanen caiz görülmüştür. Çünkü böyle bir vakıf, malın zayi olmasını önler. Zira vakfedilen mal satılamaz. Böylece bu İş, sefihin menfaatine olur.

c.  Zarurete dayanılarak yapılan istihsana misal:

Necasetin temizlenmesinde genel kaide, onun hiçbir eseri katmayacak şe­kilde giderilmesidir. Bununla beraber kuyulardaki sular necislenince, zaru­retten dolayı onların Özel bir şekilde temizlenmeleri caiz görülmüştür: Ku­yuya düşen necaset maddelerinin hacmi ve kuyuda bulunan suyun miktarı gözönünde bulundurularak, oranlarına göre kova ile belli miktarda su çeki­lir. Çünkü bütün kuyunun suyunu çekerek kuyuyu tam temizlemek imkân­sızdır. İşte bu zaruretten dolayıdır ki, fıkhen bildirilen miktarda suyu çeki­len kuyular istihsana dayanılarak temiz addedilmiştir.

 

İstihsanm Delil Oluşu:

 

Fıkıh alimleri istihsanın delil olup olmaması hususunda ihtilaf etmişlerdir:

1. Hanefıler, Malikiler istihsam delil saymışlar ve şunları söylemişlerdir: İstihsanın gizli kıyastan kaynaklanan birinci kısmı, şer'i bir delil olan kı­yasa dayanmaktadır. Genel bir kaideden özel bir meseleyi istisna etme ma­hiyetindeki ikinci kısım istihsan ise, ya örfe veya maslahata, yahut zarurete dayanmaktadır. Daha sonra da açıklanacağı gibi örf ve maslahatın şer'i de­lil oldukları muhakkaktır. Zaruretin ise, şer'i dayanak olduğunu şu âyeti ce-lileler beyan etmektedir:

"... Allah size haram olan şeyleri geniş olarak açıklamıştır. Mecbur kal­manız bunun dışındadır."[1]

"... Bir kimse mecbur kalır, zaruret haddini aşmadan ve başkalarının hakkına tecavüz etmeden leşi, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesileni yer ise, ona günah yoktur..."[2]

2.  İmam Şafii ise, istihsam delil kabul etmeyerek şu meşhur sözünü söy­lemiştir:

"Kim İstihsana başvurursa, kendi tarafından şer'i hüküm koymuş olur."[3] Bu gruptan olan alimler, delil olarak şunları zikretmişlerdir

a. İstihsan zevkine göre davranmak, heva ve hevesine göre konuşmaktır. Dinî hükümlere dayanak olamaz. Herhangi bir hükmü İstihsana dayandıran kimse, elinde hiçbir delil bulunmadığı halde hoşuna giden yere yönelip ora­yı Kâ'be kabul eden kimseye benzer.

b.  Allah Teala şöyle buyuruyor:

"Ey İman edenler! Allah'a İtaat edin. Peygambere itaat edin ve sizden olan idarecilere de. Eğer Allah'a ve ahiret gününe İman ediyorsanız ara­nızda herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düştüğünüz zaman onu Allah'a ve Peygamber'e havale edin."[4] Burada Allah Teala, kendisine İtaat edilmesi­ni ve Peygamber'e tabi olunmasını emrediyor, anlaşmazlık konusu olan meselenin hükmünün Kİtab ve sünnete havale edilmesini beyan ediyor. Halbuki görüşten kaynaklanan istihsan, meseleyi ne Allah Teala'ya, ne de Ra-sulune (sav) havale etmektir.

c. Aklen en yüksek seviyede olmasına rağmen, Peygamberimiz (sav) di­nî meselelerde nevasına ve kendi görüşüne dayanmıyor; Allah Teala'dan vahiy bekliyordu. Peygamber (sav)'den başkalarının, görüşlerine dayanarak istih­sam ileri sürmeleri nasıl caiz olur?

d. Dinî meseleler hakkında akla ve görüşe dayanmak, İctİhad ehli olma­yanların görüş ve arzularına göre, şer'i hükümler koymalarına sebep olur. Bunları bu davranıştan alıkoymak mümkün değildir. Çünkü müetehidler gi­bi onların da akıllan vardır. Bunlara, Kitab ve sünneti tam bilmediklerini söy­lemek birşey ifade etmeyecektir. Çünkü istihsan yapan müetehit de Kitab ve sünnete başvurmamaktadır.

İstihsan Hakkındaki Tartışmanın Mahiyeti:

Her iki tarafın ileri sürdüğü delillerden anlaşılıyor ki, İmam Ebu Hanife ve İmam Malik'in delil kabul ettikleri istihsan, İmam Şafii'nin reddedip iptal etmeye çalıştığı istihsandan tamamen farklıdır. Çünkü İmam Şafii'ye göre is­tihsan dinî delillere dayanmadan keyfi davranmak, heva ve hevesine göre ko­nuşmaktır. Halbuki Hanefi ve Malikilerin kabul ettikleri istihsan, kıyas, mas­lahat, örf ve zaruret gibi şer'İ delillere dayanan istihsandır.

Aslında bu ihtilaf, istihsandan neyin kasdedildiği belirtilirken kesin sınır­ların konulmamasındandır. Mesela, bir kısım alimler: "İstihsan; bir şeyi hoş görmektir" demişlerdir. Bu tarifin kapalı olduğu şüphesizdir. Diğer bir kısım alimlerse, "istihsan; müttehidin içine doğan ve ne olduğunu açıklamaktan aciz kaldığı bir delildir" demişlerdir. Bu tarifin de gereği gibi açık olmadığı orta­dadır.[5]

Şurası bir gerçektir ki, istihsan hususundaki ihtilaflar yersizdir. Sebebi ise; istihsandan neyin kasdedîldiğinİ anlamamaktır.

Bu hususta Şafii Mezhebi'nden İbn Sem'an[6] şöyle der: "Eğer, istihsan, de­lilsiz olarak insanın hoşuna gittiğini söylemesi, heva ve hevesine göre fetva vermesi anlamında ise; elbetteki bu batıldır. Kimse de istihsana bu manayı vermemiştir... Şayet İstihsan, belli bir delili bırakıp daha kuvvetli bir delile başvurma manasında ise, kimse bunu reddetmemiştir."

Yine Şafii mezhebinden Kaffâl da şöyle der: "Eğer İstihsandan temel esasların ifade ettikleri mana kasdedilirse, delile dayandığı İçin böyle bir İs­tihsan güzeldir. Şayet istihsandan maksat, hakkında temel esaslardan hiçbir delil olmayan, eşi ve benzen bulunmayan, sadece birşeyin iyi veya kötülü­ğüne velıime dayanarak karar vermek ise, böyle bir İstihsan mahzurludur."

Sa'deddin Taftazanî ise,[7] şöyle der: "İstihsanı savunanlar ve ona karşı çı­kanlar çoktur. Aslında ihtilafın sebebi, her İki tarafın istihsandan ne kasde-dildiğini değişik şekilde anlamalarıdır. Çünkü istihsanın delil olduğunu söy­leyenler, onun dört şer'i delilden biri olduğunu söylemek isterler. İstihsan ya­panın kendi tarafından şer'i hüküm koyduğunu söyleyenler İse; "şer'İ hiçbir delile dayanmadan kendi görüşüne göre bir şeyin hoş olduğuna hüküm ver­mektir" demek İsterler.[8]

Kanaatimizce istihsan, kendi başına bir delil değildir. Aslında örf, masla­hat, zaruret ve kıyas gibi diğer delillere dayanılarak hüküm verilir ve "istih­sana dayanılarak hüküm verildi" denilir. Özel bir başlık altında zikredilme-yip, diğer deliller arasında zikredilmesi İcab ederken, ayrı bir bölüm olarak işlenmesi, alimler arasında ihtilafa vesile olmuştur. Yoksa Hanefılerİn İstih­sana dayanarak vardıkları neticelerin hemen çoğuna, Şafiiler diğer delillere-dayanarak varmışlardır. İhtilaf sadece delilin adındadır...

 

 



[1] En'am 119

[2] Nahl 115

[3] Süllemü'l-Vusûlc. IV, Sh. 403

[4] Nisa 59

[5] Bkz. Nihayetü's-Sûl, c. IV, Sh. 398; İrşadu'l-Fuhûl, Sh. 211 Mebsût c. X, Sh. 145; el-îhkâm Li'l-Amidi c. IX, Sh. 210.

[6] İbnü's-Sem'an: 1114-1166. Şafii fuhakalarından bir muhaddistir. Kendisine Tâc'ul-İslam adı verilmiştir. Doğu, batı, güney ve kuzeyde ilim tahsil edip birçok alimden okumuştur. En meşhur eserlerinden biri el-Ensâb'dır.

[7] 1322-1389 Taftazan şehrinde doğdu. Semerkant'ta vefat etti. Belagat, Mantık, Ilm-i Kelam, Fıkıh vb. ilimlerde büyük alimlerdendir. Birçok eserleri vardır: îrşâd, Mu-tavvel, Mekûsıt, Miftâh gibi.

[8] et-Telvîn Ale't-Tevdih c. II, Sh. 81.




 


Ana Sayfa


________________ oOo _________________

<> ErayKitap Web Sitesine Hoş Geldiniz En İyi Bilgi Dünya ve Ahiret Saadeti Sağlayan Bilgidir.<>