ErayKitap Web Sitesine Hoş Geldiniz !           En İyi Bilgi Dünya ve Ahiret Saadeti Sağlayan Bilgidir
   Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla    Fıkıh Usulu Hasan Karakaya Fıkıh Usulü İslâm ilim tarihinde müstesna bir yere sahiptir. Fıkıh ile uğraşan herkesin usûle müracat etmesi kaçınılmazdır. Müslümanların hayat­larını İslâmî esaslara göre düzenleyebilmesi için belli bir zihni ve ameli disipline ihtiyaçları vardır. .. Her eser yazıldığı devrin ve içinde yaşadığı toplumun rengini taşır. Okuyacağınız fıkıh usulü de çağımızın ve üzerinde yaşadığımız toprağın problemlerini usûl çerçevesinde ele alarak hizmetinize sunmuştur...



   Fıkıh Usulu Hasan Karakaya    


Örf

9- ÖRF. 1

Örfün Delil Oluşu: 1

Örfte Aranan Şartlar: 2

1. Örf Kesin Olan Bir Nassa Ters Düşmemelidir. 2

2.  Örfün Her Durumda veya Çoğu Zaman Kendisine Uyulan Bir Örf Olması Şarttır. 3

3.  Örfün Daha Önceden Yerleşmiş ve Hüküm Zamanında da Geçerli Olan Bir Örf Olması Şarttır. 4

Örfün Kısımları: 4

a. Ameli örf: 4

b.  Kavli Örf: 4

a.  Genel Örf: 4

b.  Özel Örf: 4

Örfün Ve Örfe Dayanan Hükümlerin Değişmesi: 5

Örfün Değişmesiyle Hükümlerin de Değiştiğine Dair Misaller: 5

Örfle Zanni Delilin Çatışması: 6

 

9- ÖRF

 

İnsanların alışageldikleri ve işlerini düzenlemede esas aldıkları bir kısım söz ve törelere örf denir.[1]

 

Örfün Delil Oluşu:

 

Alimler, örfün dinî delil olacağı hakkında ihtilaf etmişlerdir.

1. Hanefi ve Malİkî mezhebinden olanlar:

Örfün fıkhî hükümlere dayanak olabileceğini söylemişler ve delil olarak şunları ileri sürmüşlerdir:

a. Allah Teala şöyle buyuruyor: "Ey Muhammedi Sen affı al. Örfü (ma­rufu) emret ve cahillere aldırış etme."[2]

Bu âyetin zahiri örfün dinî bir de­lil olduğunu göstermektedir.

b.  İmam Ahmed b. Hanbel Müsned'inde, Abdullah b. Mes'ud'dan şu merfu hadisi rivayet etmiştir: "Abdullah b. Mes'ud der ki: Müslümanların gü­zel gördükleri bir şey, Allah katında da güzel, kötü gördükleri şey ise, Al­lah katında da kötüdür.”[3]

c. Ebu Süfyan'ın hanımı Hind, Peygamberimiz'e gelip kocasının nafaka hu­susundaki cimriliğinden şikâyetçi olunca Resulullah Hind'e şu cevabı vermiş­tir: "Ebu Süfyan'ın malından örfe göre sana ve çocuğuna yetecek kadar al.”[4]

d. İnsanların herhangi bir hususu örf haline getirmeleri, o hususla amel edilmesinin, insanların menfaat ve maslahatına uygun düştüğünü veya on­lardan zorluğu kaldırdığını gösterir.

Maslahatı gerçekleştirmek şer'i bir delildir. Zorluğu gidermek ise, şer'i bir gayedir. Aynı zamanda bir nevi maslahattır. Bu itibarla örf de şer'İ bir delil sayılır.

İslâm geldiğinde, Arapların maslahatlarını gerçekleştiren bir kısım örfle­rini reddetmemiş, aksine kabul etmiştir. Mesela, "diyeti" sadece suçluya de­ğil, onun bütün erkek akrabalarına yüklemiştir. Yine mirasta "asabe"[5] mü­essesesini kabul etmiştir.

2. Hanefi ve Malikilerin dışındaki alimlerin örfü delil kabul etmedikleri gö­rüşü şöhret bulmuştur. Bununla beraber İmam Şafii'nin önce Irak halkının ör­füne dayanarak tesis ettiği bazı hükümleri, Mısır'a döndüğünde Mısırlıların örfünü esas alarak değiştirdiği bilinmektedir.

Karrafî şöyle der: "örf, bütün mezhebler arasında müşterek bir delildir. Araştıran bunu açıkça beyan ettiklerini görebilir."

Şafii mezhebinden olan İmam Nevevî şöyle der: "Yeminlerde, itiraflarda ve söyleniş şekline göre anlamı değişen benzeri şeylerde fetva verecek alim, bunları söyleyenlerin memleketlisi olmalı veya örflerine göre sözlerin­den neyi kasdettiklerinİ bilen biri olmalıdır. Böyle olmayan kişinin bu husus­larda fetva vermesi caiz değildir."[6] Örfün delil olduğunu kabul eden alim­ler, örf hususunda şunları söylemişlerdir: "Örfen bilinen birşey, şart koşul­muş gibidir." "Örf ile sabit olan, nas ile sabit olmuş gibidir."

 

Örfte Aranan Şartlar:

 

Müctehidin fetva ve içtihadına, hakimin hüküm ve kararına dayanak ola­bilecek bir örfte şu şartların bulunması gereklidir.

 

1. Örf Kesin Olan Bir Nassa Ters Düşmemelidir.

 

Bu İtibarla İnsanların faiz yemeyi örf haline getirmeleri, hiçbir zaman bu sömürü aracını meşru kılmaz. Çünkü Allah Teala şöyle buyuruyor:

"Faiz yiyenler, yerlerinden şeytanın çarptığı gibi kalkarlar. Bu, onla­rın: 'Faiz de aynen alış-veriş gibidir' demelerindendir. Halbuki Allah alış-verışi helal, faizi ise haram kılmıştır..."[7]

"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve eğer iman ediyorsanız faizden arta kalanı bırakın. Eğer böyle yapmazsanız, Allah'a ve Rasulü'ne karşı harb ilan etmiş olduğunuzu bilin."[8]

Yine, bir kısım kadınların, İslâmi tesettürden uzaklaşıp açık saçık bir hal­de gezip dolaşmayı örf haline getirmeleri, bu hayasızlığı elbettekİ meşru kıl­maz. Ve böyle kadınların cehennemin yakıtı olmasını engellemez. Çünkü, Al­lah Teala şöyle buyuruyor:

"Ey Muhammedi Mü'min kadınlara söyle: Gözlerini haramdan sakın­sınlar. Irz ve namuslarını korusunlar. Görünmesi zaruri olanlar dışında zinetlerini göstermesinler..."[9]

Diğer bir âyeti celilede şöyle buyuruyor:

"Ey Muhammedi Hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin hanımlarına söyle: Dış örtülerini üzerlerine alıp örtsünler..."[10]

Peygamber (sav) efendimiz, açık-saçık olan kadınlar hakkında şöyle bu­yuruyor:

"îki sınıf cehennemlik insanlar vardır ki, ben onları henüz görmedim: El­lerinde bulunan sığır kuyrukları gibi kamçılarla insanları döven topluluk. Bir de giyinmiş oldukları halde çıplak olan, (erkekleri) kendilerine meylet­tiren, (onlara) meyleden ve başları deve hörgücü gibi olan kadınlardır. Bunlar cennete giremezler. O'nun kokusunu dahi alamazlar. Halbuki cen­netin kokusu beşyüz senelik bir mesafeden alınır."[11]

Peygamber efendimiz (sav) koku sürünüp, sokaklara çıkan kadınlar İçin de şöyle buyuruyor:

"Herhangi bir kadın koku sürünür, sonra kokusunu alacak bir toplulu­ğun yanından geçerse o kadın zaniyedir."[12]

Son olarak bir kısım sun'İ süslerle bezenip iffetli insanları yoldan çıkar­maya çalışan kadınlar hakkında Hz. Ömer'in oğlu Abdullah şunu rivayet eder:

"Peygamber (sav), saç takan kadını, saç taktıran kadını, ben yapan kadı­nı, ben yaptıran kadını lanetledi."[13]

 

2.  Örfün Her Durumda veya Çoğu Zaman Kendisine Uyulan Bir Örf Olması Şarttır.

 

Binaenaleyh, kendisine uyuiup-uyulmaması müsavi olan bir örf, şer'i delil olamaz. Çünkü İnsanlar bazen bununla amel eder, bazen de etmezler. Böylece birbirine zıt iki teamül sözkonusu olur. Bunların hiçbiri de delil ola­maz. Mesela:

Bir baba kızını evlendirirken ona bir kısım mallar verir de, sonra o mal­ların ödünç olarak verildiğini söyler, kız da kendisine çeyiz olarak hibe edil­diğini İddia ederse, örfe başvurulur. Herkesin veya çoğunluğun uyduğu ör­fe göre hüküm verilir. Şayet her iki tarafı destekleyen ve birbiriyle çelişen eşit İki örf bulunursa, örflere İtibar edilmez. Yemin etmesiyle birlikte babanın İd­diası kabul edilir. Çünkü veren odur, ne niyetle verdiğini daha iyi bilir.

 

3.  Örfün Daha Önceden Yerleşmiş ve Hüküm Zamanında da Geçerli Olan Bir Örf Olması Şarttır.

 

Hükümden sonra ortaya çıkan bir örfe itibar edilemez.

 

Örfün Kısımları:

 

Örf, değişik yönlerden çeşitli kısımlara ayrılmaktadır:

1. Yapılan bir iş veya söylenilen bir söz olması bakımından ikiye ayrılır:

 

a. Ameli örf:

 

Burada yapılan bir İşin örf haline gelmesi söz konusudur. Mesela, insanların bazı eşyaları satın alırken aldım-sattım sözünü söyleme­den parayı verip eşyayı almaları, kahvehane ve hamam gibi yerlere girerken ne kadar kalacaklarını tayin etmemeleri, bir şeyi sipariş vermeleri, mehrin bir kısmını peşin ödeyip diğerini tecil etmeleri gibi örfler ameli örflerdendir.

 

b.  Kavli Örf:

 

Bu kısımda ise, söylenilen bir sözün örf halini alması söz-konusudur. Mesela, "et" kelimesine balık etinin girmemesi, "merkeb" (binek) kelimesinden sadece eşeğin anlaşılması, "evlâd" kelimesinden erkek çocu­ğun kasdedilmesî, "şart olsun"[14] sözünün hanımı boşama anlamına gelme­si, "beygir" (yük taşıyan) kelimesinden sadece iğdiş atların anlaşılması kav­li örflerdendir.

2. Bütün insanlar tarafından kabullenilmesi veya sadece bir ülke halkı, ya­hut da sadece bir meslek erbabı tarafından benimsenmesi bakımından da örf, genel örf, özel örf olarak ikiye ayrılır:

 

a.  Genel Örf:

 

Herhangi bir devirde bütün İnsanların kabullendikleri örf­tür. Yukarıda zikredilen amelî örfler bu türdendir.

 

b.  Özel Örf:

 

Sadece bir ülke veya şehir halkının yahut yalnızca bir mes­lek erbabının benimsedikleri örftür. Bazı yerlerde "merkeb" kelimesinden sa­dece eşeğin anlaşılması, ticaret erbabının alacaklarını isbat için yalnız özel defterlerine itibar etmeleri özel örflerdendir.

 

Örfün Ve Örfe Dayanan Hükümlerin Değişmesi:

 

Mezheb imamlarının zamanında mevcud olan örflere itibar edilerek bir kı­sım fıkhı hükümler konulmuştur. Örflerin ülkeden ülkeye değişik oluşu bunlara dayandırılan hükümlerin de değişik olmasına sebep olmuştur. Ayrı­ca zaman geçtikçe örflerin değişmesi, sonradan gelen alimlerin öncekilere muhalefet etmelerine sebep olmuştur. Bu tür ihtilaflara "delillerden kaynak­lanmayan, sadece zaman değişiminden kaynaklanan ihtilaflar" adı verilmiş­tir. Bu hususta meşhur fıkıh alimi İbn Abİdin şöyle der: "Fıkhı hükümler, ya açık bir nassa dayanır ki, bunlar fıkhın birinci derecesini teşkil ederler, ya da ictihad ve görüşten kaynaklanırlar. Müctehid, bu tür hükümlerin çoğunu za­manındaki örfe dayandırmıştır. Öyle ki, o zamandaki örf değişik olsa İdi, müc-tehidin o husustaki içtihadı da değişik olacaktı. İşte bu nedenledir ki, İnsan­ların örf ve adetlerini bilmek itihadın şartlarından sayılmıştır. Birçok hüküm­ler, zamanın değişmesiyle değişir. Zira hükümlerin değişmemesi insanların zarar görmelerine sebep olur ve kolaylaştırıcı olan Şeriat-ı ğarrâ'nın genel ku­rallarına ters düşer. Aynı mezhebten olan alimlerin sonradan gelenlerinin, ön­cekilere muhalefet etmeleri bundan kaynaklanmaktadır. "[15]

 

Örfün Değişmesiyle Hükümlerin de Değiştiğine Dair Misaller:

 

a. Hanefi mezhebine göre bir insan bir şeyi gasbederse:

- Ya o şeyi aynen muhafaza etmiş olur, bu durumda malı sahibine iade et­mekle yükümlüdür.

- Veya o şeyde değerini düşüren bir işlem yapar. Bu durumda, o şeyle be­raber düşen değeri de aynca ödemekle yükümlüdür.

- Yahut o şeyde değerini artıran bir işlem yapar. Bu halde ise, mal sahi­bi İki şık arasında serbesttir. Ya malını gasıba bırakır, ondan değerini alır, ve­ya gasıbın artırdığı miktarı gasıba öder ve malını geri alır.

Bu hükümler karşısında bîr adam bir elbiseyi gasbeder de, onu başka bir renge boyarsa, acaba değerini artırmış mı, yoksa eksiltmiş mi olur?

Ebu Hanife'ye göre, siyah renge boyarsa değerini düşürmüş olur. Çünkü Ebu Hanife döneminde siyah renkli elbiseler hoş görülmez imiş. Ebu Yusuf ve İmam Muhammed ise, elbisenin siyah renge boyanmasının değerini artı­racağını söylemişlerdir. Çünkü bunların zamanında Abbasî halifeleri siyah giy­diği için siyah renkli elbiseler, daha fazla rağbet görmekte imiş.

b. Hanefi mezhebine göre, önceleri vakıf mallarının kiralanması belirli bir müddet ile sınırlı değildi. Daha sonra gelen alimler, zamanlarındaki örfe da­yanarak ev ve dükkân gibi, gayri menkullerin bir yıldan, tarla ve tarım ara­zilerinin üç yıldan fazla süreyle icara verilemeyeceği hükmünü koymuşlar­dır.

c. Ebu Hanife, an ve ipek böceğini diğer haşarata kıyaslayarak satılma­larının caiz olmadığı görüşünde idi. Daha sonra İmam Muhammed örfe da­yanarak bunların satılmasına cevaz vermiştir.

d. Bir adam evini satar da taşınabilir merdiveninden söz etmez ise, mer­divenin satılmış sayılmayacağı görüşü hakim iken, daha sonraları evler iki kat­lı olunca, merdivenden söz edilmese dahi satışa dahil olacağı görüşü hakim

olmuştur.

e. Maliki fakihleri, örfe dayanarak "erkeğin başının açık olmasının" doğu­da yaşayan insanlar için şahsiyeti zedeleyen bir husus olduğu, batıda yaşa­yan insan için ise, şahsiyeti zedelemediği görüşüne varmışlardır. Günümüz­de İse, doğuda bulunan insanlar İçin de durum değişmiştir.

 

Örfle Zanni Delilin Çatışması:

 

Eğer örfle zannî bir delil çatışırsa, örfün zanni delili kayıtlayacağı görü­şü savunulmuştur.[16]

1. Bu nedenle müctehidler, örfe dayanarak bir şeyin yapılmasını sipariş verme anlamına gelen "Akd-i İstisnâ"yı caiz görmüşlerdir. Terziye elbise, ma­rangoza masa, saraca mest sipariş vermek gibi. Halbuki akd-i istisna, haber-i ahad olan ve zann ifade eden şu hadis-i şerifle çatışmaktadır:

Hakim b. Hizam'ın (r.a) şunları söylediği rivayet edilir: dedim ki: Ey Al­lah'ın Rasulü! Adam bana geliyor, bende bulunmayan birşeyi kendisine sat­mamı istiyor. Ben ona satışta bulunup, sonra o şeyi çarşıdan satın alarak ve­rebilir miyim? Resulullah (sav) şu cevabı verdi: "Kendinde olmayan birşeyi satma."[17]

Fıkıh alimleri bu hadis-i şerifin kaçan kölenin, ürküp vahşileşen devenin, sudaki balığın ve benzeri şeylerin satılamayacağını ifade ettiğini söyleyerek; sipariş verme işinin örfen yapılması dolayısıyla bu hadis-i şerifi sınırladığı (bel­li fertlere tahsis ettiği) görüşünü savunmuşlardır.

2. Hanefi ve Maliki mezhebinden olan alimler, şer'i şerife mugayir olma­yan ve örfen İtibar edilen bütün şartların taraflarca ileri sürülmesi durumun­da geçerli olacağını söylemişlerdir. Mesela, satıcının parayı alıncaya kadar sat­tığı şeyi elinde tutacağını şart koşması veya alıcının alacağı eşyanın yerine monte edilmesini şart koşarak satın alması caizdir. Halbuki şartlı alış-veriş, görünüşte birbirleriyle çelişen ve tesbitleri zannî olan şu üç lıadis-i şeriften birincisine ters düşmektedir.

Amr bin Şuayb babasından babası da dedesinden, Resulullah (sav)'ın şöy­le buyurduğunu rivayet eder: "Bir sözleşmede hem ödünç verme, hem de sa­tış yapına helâl değildir, Alış-verişte iki şart koşma helâl değildir. Garan­ti edilemeyen bir şeyin satılarak kâr edilmesi helal değildir. Kendinde Bu­lunmayan bir şeyi satmak helal değildir.”[18]

Her ne kadar bu hadiste iki şart zikredilmiş ise de diğer bir rivayette şöy­ledir:

"Resulullah, şartlı ahş-verişi yasaklamıştır."[19] Bu rivayet de dikkate alına­rak bir şartla, daha fazla şartın farksız olduğu kanaatine varılmıştır.

Bazı alimler örfün yukarıdaki hadisi kayıtladığı görüşünü savunmuşlar, ay­rıca aşağıdaki hadis-i şerifle örfün zanni delilleri kayıtlayacağı görüşünü des­teklediğini ve birinci hadisi kayıtladığını söylemişlerdir.

Cabİr b. Abdullah'tan (r.a) rivayet ediliyor ki: Bir gazveden dönerken, Cabir yorgun olan devesinin üzerinde gidiyor idi. Resulullah (say) yanından ge­çerken deveye vurdu ve dua etti. Bunun üzerine deve daha önce gidemedi­ği bir şekilde yürümeye başladı. Cabir der ki: Resulullah (sav): "Bunu bir ok­ka karşılığında sat bana" dedi. Hayır, dedim. Yine Resulullah (sav): "Bunu bir okkaya sat" dedi. Ben de aileme varıncaya kadar binmemi şart koşarak onu sattım. Medine'ye gelince deveyi Rasulullalı'a getirdim. Parasını nakit ola­rak bana verdi. Sonra oradan ayrıldım. Arkamdan birini gönderdi. Dönün­ce bana şöyle buyurdu: "Ben deveni alacak değilim. Deveni al. O senindir" buyurdu.[20]

Görüldüğü gibi Câbir (r.a) ailesine kadar binmek şartıyla devesini satmış­tır. Burada esen rüzgârlardan daha cömert olan Resulullah (s.a.v), babası Uhud'da şehid düşüp geriye, bir oğul, dokuz kız evlâdı bırakan Câbir (r.a)'a ikramda bulunarak evvelâ deveye dua edip, onun daha güçlü hale gelmesi­ne vesile olmuş, sonra onu satın alarak Câbir'in öfkesini yatıştırmış, sonun­da da hem devenin bedelini vermiş hem de deveyi iade etmiştir.

Şu hadis-i şerif ise, alış-verişin geçerli olup şartın hükümsüz olacağını ifa­de etmektedir:

Hz. Aişe (r.a.) buyuruyor ki: Berire adlı cariye bana geldi. Ailemle (sahi­bimle) her yıl bir okka Ödemek suretiyle dokuz okka karşılığında âzad edi­leceğime dair yazılı sözleşme yaptım. Bana yardımda bulun dedi. Ben de: eğer ailen (sahibin) isterse bu mikdarı onlara sayayım (vereyim). Senin velayetin benim olsun, dedim. Berire ailesine gidip onlara bunu söyledi. Fakat onlar bunu kabul etmediler. Berire onların yanından Hz. Aİşe'ye geldi. O sırada Resulullah da orada oturuyor idi. Berire şöyle dedi: 'Ben bunu onlara arzettim. Fakat onlar velayetin kendilerinde kalması halinde ancak kabul edecekleri­ni söylediler. Resulullah bunu duydu. Hz. Aişe de durumu Resulullah'a İzah etti. Bunun üzerine Resulullah Hz. Aişe'ye "Onu satın al. Velayetin onlara aid olması şartını kabul et. Fakat velayet azâd edenindir" buyurdu.[21] Hz. Aişe'de emredileni yaptı. Bundan sonra Resulullah hutbeye çıktı. Allah'a hamd edip, O'nu lâyıkıyla sena ettikten sonra şunları söyledi: "Bazı adamlara ne oluyor da Allah'ın Kitabında yeri olmayan bir kısım şartlar ileri sürüyorlar. Allah'ın Kitabında yeri olmayan şartlar batıldır. Velevki yüz şart olsun. Allah'ın hükmü daha âdil ve O'nun şartı daha kuvvetlidir. Velayet azad edene aittir. "[22]

Görüldüğü gibi üç hadis-İ şerif birbiriyle çeiişir gibidir. Bu itibarla tesbit-leri zanni olduğu gibi delaletleri de zannidir. Dolayısıyla örfle kayıtlandınl-malarına kani olanlara"yanlış yapmaktalar" demek doğru değildir.

Diğer yandan zikredilen bu üç hadis-i şerif müctehidlerin delillerini ince­lemeden görüşlerini eleştirmeye kalkışmanın cehaletten kaynaklandığını, il­mi araştırmalara ters düştüğünü, kişinin bilmediği şeyin düşmanı olabilece­ğini ve Hakk'a ulaşmanın yolunun ilim ve irfandan geçtiğini göstermektedir. Bir kısım insanlar bu hadislerden sadece birini görünce ve ona muhalif olan bîr içtihada rastlayınca hemen o içtihadı hadise ters düşüyor diye eleş­tirmeye kalkışıyorlar. Bu hususta nasların derinliğine İnmek gerekir.

 

 



[1] Örfle adet arasındaki en belirgin fark; örfün, çoğunluk tarafından kabullenilme­si, adetin ise ferdlere mahsus olmasıdır. Bununla beraber adet, bazen geneüeşe-rek Örfe dönüşür.

[2] A'raf Suresi; 199

[3] Müsned, İmam Ahmed, c.l, sh. 379

[4] Buhârl, Kit. Buyu', bab: 95, Kit. Nafaka, bab: 9, 14, Kit. Ahkam, bab: 14, 28; Müs­lim Kit. Ekdiye, bab: 7 hn. 1714; EbûDâvûd, Kit. Buyu', bab: 79, hn. 3532; Nesei, Kit. Kudah, bab: 31; İbniMace, Kit. Ticeret, bab: 65 hn. 2292; Darimi, Kit. Nikah, bab: 56; Müsned, İmam Ahmed, c. VI, sh. 39, 50

[5] Bir kısım mirasçılar bazı faraziyelerde mirasın hepsini veya pay sahihlerinden ge­riye kalan bütün mirası alma hakkına sahihtirler. Bu tür miracçılara "asabe" deni­lir. Mesela biri vefat edip geriye bir oğul, bir erkek kardeş ve bir de hanım bıkakırsa hanımı mirasın sekizde birini oğlu ise asabe olduğu için geriye kalan kısmın tümünü alır. Erkek kardeşe bir şey düşmez. Çünkü ondan daha önce gelen oğul asa besi vardır.

[6] Bkz. Şerhu'l-Muhazzeb, c. I, sn. 46

[7] Bakara, 275

[8] Bakara, 278-279

[9] Nur, 31

[10] Ahzab, 59

[11] Müslim Kit. Libas, bab: 35, Kit. Cennet, bab: 52, İm. 2128; Müsned, İmam Ahmed, c. II, sh. 356, 440; Muuatta, İmam Malik, Kit. Libas, bab: 7

[12] Tirmizi, Kit. Edeb, bab: 35, hn: 2787; Nesei, Kit. Zinet, bab: 35, hn: 5129; Ebû Dâvâd, Kit. el-Tereccül, bab: 7, hn: 4173; Müsned, İmam Ahmed, c. IV, sh. 400, 414; Darimi, Kit. İstizan, bab: 18

[13] Bukârî, Kit. Hudud, bab: 82, 83, 84, 85, 86, 87; Müslim, Kit. Libas, bab: 115 hn. 2122, 2123, 2124, 2125; Tirmizî, Kit. Libas bab: 25, hn: 1759; Nesei, Kit. Zinet, bab: 22, 23, 24, 26, 27, hn: 5251; îbniMace, Kit. Nikah, bab: 52, hn: 1987

[14] Eğer "şart olsun" sözü örfen kişinin hanımını boşadığını ifade ediliyorsa bunu söy­leyenin hanımı boş olur. Mesela, "Ben bu işi yaparsam şart olsun" derse, sonra da o İşi yapsa hanımı boş olur, Fakat "şart olsun" kelimesini söyleyen kişinin bulun­duğu beldenin örfüne göre "Yemin olsun" anlamına geliyorsa, sadece yeminini boz­muş olur. (Hukuku İslâmiyye Kamusu, c. II, sn. 244, madde, 201)

[15] İbni Abidin, Mecmeatu'r-Resâil, c. II, sh. 126)

[16] Zanni deliller iki kısma ayrılır: a- Tesbitİ zanni olan deliller. Bunların tesbitleri ke­sin değildir. Zannidir. Haber-iahadlar bu kabildendir, b- Delaleti zanni olan de­liller. Bunların tesbitleri kesin veya zanni olabilir. Fakat taşıdıkları manayı ifade edişleri zannidir. Kur'an-ı Kerimin manası kapalı olan âyetleri bu türdendir. Meselâ: "Ku­ru" kelimesi hem hayız hem de hayızdan temizlenme manasına gelir.

[17] Nesei, Kit. Buyu', bab: 60; Tirmizi, Kit. Buyu' bab: 19; EbûDâvûd, Kit. Talak, bab: 7 lın: 2190; İbni Mace, Kit. Ticaret, bab: 20, lın: 2188

[18] Ebû Dâvûd, Kit. Buya, bab: 68 hn: 3504; Tirmizi, Kit. Buyu', bab: 19, hn: 1234; Nesei, Kit. Buyu" bab: 60,71,72; Darimi, Kit. Buyu", bab:26

[19] Bkz. Taberani, el-Evsat; İbn Hazin el-Muhalla; Hattabİ, el-MealimNeylu'l-Evtar, c. V sh. 202.

[20] Buharı, Kit. Cihad, bab: 113, Kit. Şurut, bab: 4; Müslim Kit. Musakah, bab: 109 hn: 715;   Tirmizi, Kit. Buyu1, bab: 30, hn: 1253; Ebû Dâvûd, Kit. Buyu1 bab: 69 (70)', hn: 3505; Müsned, İmam Ahmed, c. III, sh. 299

[21] Resulullah (s.a.v) burada cariyenin hürriyetine kavuşması için sahibinin İleri sür­düğü yersiz şartın geçici olarak kabui edilmesine izin vermiş ve fakat gerçek du­rumu hutbesinde izah etmiştir.

[22] Buhârî, Kit. Salah, bab: 70, Kit. Buyu", bab: 67,73, Kit. Mekatib, bab: 1, 3, Kit. Şu-rut, bab: 17; Müslim, Kit. İtk, bab: 2 hn: 504; Ebû Dâvûd, Kit. İtk, bab: 2 hn: 3929, 3930; Tirmizi, Kit. Vasaya, bab: 7, hn: 2124; Nesei, Kit, Buyu' bab: 85,86, hn: 4646; îbniMace, Kit. İtk, bab: 3, hn: 2521; Müsned, İmam Ahmed, c. VI, sh. 82




 


Ana Sayfa


________________ oOo _________________

<> ErayKitap Web Sitesine Hoş Geldiniz En İyi Bilgi Dünya ve Ahiret Saadeti Sağlayan Bilgidir.<>