Allah’ın Mü’minlere Cennette Hazırladığı Nimetler İmam Nevevi..
1884. Câbir radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Cennetlikler cennette yiyip içerler, ama büyük, küçük abdeste çıkmaz ve
sümkürmezler. Sadece hoş kokulu bir geğirti ve ter çıkarırlar. İnsanın
kendiliğinden nefes alması gibi, onlar da kendiliklerinden Cenâb–ı
Hakk’ı
ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder, tekbir getirirler.”
1885. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Allah Teâlâ, ‘Ben sâlih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın
duymadığı, hiçbir insanın hatır ve hayal edemediği nimetler hazırladım’ buyurdu.”
Ebû Hüreyre, isterseniz şu âyeti okuyunuz, dedi: “Mü’minlerin yaptıkları ibadet
ve iyiliklere karşılık olarak onlara ne mutluluklar saklandığını hiç kimse
bilemez” (Secde: 32/17).
1886. Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Cennete ilk girecek kimselerin yüzleri, dolunay gibi parlak olacak. Onların
ardından gireceklerin yüzleri, gökyüzündeki en parlak yıldız gibi aydınlık
olacak. Orada insanlar ne küçük ne büyük abdest bozarlar ve ne de tükürüp
sümkürürler.
Onların tarakları altındandır. Kokuları mis gibidir. Buhurdanlıklarında tüten
hoş koku, cennetin hoş kokulu ağacındandır. Eşleri hûrilerdir. Cennetliklerin
hepsi de babaları Âdem’in şeklinde yaratılmış olup boyları altmış arşındır.”
Buhârî ve Müslim’in diğer bir rivayetine göre Resûl–i Ekrem şöyle buyurdu:
“Onların cennetteki kapları altındandır. Orada terleri mis gibi güzel kokacaktır.
Orada her birine, baldırının iliği etinin üstünden görünecek kadar güzel ikişer
kadın verilecektir. Onların kalpleri tek bir adamın kalbi gibi aynı duyguları
taşıdığından, aralarında ne anlaşmazlık ne de çekişme meydana gelecektir. Akşam
sabah Allah Teâlâ’yı ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzih edeceklerdir.”
1887. Muğîre İbni Şu‘be radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Mûsâ sallallahu aleyhi ve sellem Rabbine:
– Cennetliklerin en aşağı derecesi nedir? diye sordu. Allah Teâlâ da şöyle
buyurdu:
– O, cennetlikler cennete girdikten sonra çıkagelen bir adamın derecesi olup
kendisine:
– Cennete gir! denir.
– Yâ Rabbî! Herkes yerine yerleşmiş ve alacağını almışken ben nereye gideceğim?
der. Ona:
– Sana dünya hükümdarlarından birinin mülkü kadar yer verilse razı olur musun?
diye sorulur. O da:
– Razıyım yâ Rabbî! der. Bunun üzerine Allah Teâlâ ona:
– İşte öyle bir mülk senindir. Bir o kadar daha, bir o kadar daha, bir o kadar
daha, bir o kadar daha buyurur. Beşincisinde o adam:
– Razı oldum yâ Rabbî! der. Allah Teâlâ ona:
– İşte bu kadar şey hep senindir. Onun on misli de senindir. Bir de neyi arzu
ediyorsan, gözün neden hoşlanıyorsa hepsi senindir, buyurunca adam:
– Razı oldum yâ Rabbî! diyecek.
Daha sonra Mûsâ aleyhisselâm :
– Yâ Rabbî! Cennetliklerin en üstün derecesi nedir? diye sordu. Allah Teâlâ
şöyle buyurdu:
– Onlar benim seçtiğim kullardır. Onların kerâmet fidanlarını kudret elimle ben
dikip mühür altına aldım. Onlara hazırladığım nimetleri ne bir göz görmüş, ne
bir kulak duymuş, ne de bir kimsenin hatır ve hayalinden geçmiştir.”
1888. İbni Mes’ûd radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Ben cehennemden en son çıkacak (veya cennete en son girecek) kimseyi biliyorum.
O adam cehennemden emekleye emekleye çıkar. Allah Teâlâ ona:
– Haydi git, cennete gir, buyurur. Adam cennete gider, fakat ona cennet doluymuş
gibi gelir. Geri dönüp Allah Teâlâ’ya:
– Yâ Rabbî! Cennet ağzına kadar dolmuş! der.
Allah Teâlâ ona:
– Git, cennete gir, buyurur. Tekrar oraya gider, yine cennetin dolu olduğunu
zanneder. Bir daha geri dönüp Allah Teâlâ’ya:
– Yâ Rabbî! Orası dopdolu! der. Allah Teâlâ ona yine:
– Git, cennete gir, orada senin dünya kadar ve dünyanın on misli (veya dünyanın
on misli büyüklüğünde) yerin var, buyurur. O Adam:
– Yâ Rabbî! Sen kâinâtın hükümdarı olduğun halde benimle alay mı ediyorsun? (veya
benim halime mi gülüyorsun?) der.”
Hadisin râvisi İbni Mes’ûd şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in
gerideki dişleri belirinceye kadar tebessüm ettiğini gördüm. Sonra şöyle buyurdu:
“İşte
cennetliklerin en aşağı seviyesinde bulunan adamın derecesi budur.”
1889. Ebû Mûsâ el–Eş'arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûl–i
Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Şüphesiz mü’min için cennette, altmış mil yükseklikte içi boş inciden yapılma
bir çadır vardır. Orada mü’minin gidip ziyaret ettiği aileleri vardır. Fakat bu
aileler birbirlerini görmezler.”
1890. Ebû Saîd el–Hudrî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûl–i
Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Cennette öyle bir ağaç vardır ki, idmanlı bir ata binmiş olan kimse onun bir
ucundan diğerine yüz senede varamaz.”
1891. Yine Ebû Saîd el–Hudrî radıyallahu anh’den rivayet
edildiğine göre Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Cennetlikler, kendilerinden yüksekteki köşklerde oturanları, aralarındaki
derece farkı sebebiyle, sizin sabaha karşı doğu veya batı tarafında, gökyüzünün
uzak bir noktasında batmak üzere olan parlak ve iri bir yıldızı gördüğünüz gibi
göreceklerdir.” Bunun üzerine ashâb–ı
kirâm:
– Yâ Resûlallah! O yerler, peygamberlere ait ve başkalarının ulaşamayacağı
köşkler olmalıdır, dediler. Resûl–i Ekrem şöyle buyurdu:
– “Evet, öyledir. Canımı kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, o
yerler, Allah’a iman edip peygamberlere bütün benlikleriyle inanan kimselerin de
yurtlarıdır.”
1892. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûl–i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Cennette yay kadar bir yer, üzerine güneşin doğup battığı her şeyden daha
hayırlıdır.”
1893. Enes radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûl–i Ekrem sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Cennette, cennetliklerin her hafta gittikleri bir çarşı vardır. Orada,
yüzlerine ve elbiselerine cennet kokuları üfleyen bir kuzey rüzgârı eser ve
böylece güzellikleri daha da artar. Eskisinden daha güzel ve yakışıklı olarak
eşlerinin yanına döndükleri zaman, aileleri onlara:
– Vallahi güzelliğinize güzellik katılmış, derler.
Onlar da:
– Vallahi yanınızdan ayrılalı beri siz de daha bir güzel olmuşsunuz, derler.”
1894. Sehl İbni Sa’d radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûl–i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Cennetlikler, yükseklerdeki köşkleri, sizin gökyüzündeki yıldıza baktığınız
gibi seyredeceklerdir.”
1895. Sehl İbni Sa’d radıyallahu anh şöyle dedi: Bir gün, Resûl–i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem’in cenneti geniş bir şekilde anlattığı bir
sohbetinde bulundum. Sözünün sonunda şöyle buyurdu:
“Orada hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiç kimsenin hatırından
bile geçirmediği nimetler vardır.” Sonra da şu âyeti okudu:
“Korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak üzere ibadet ettikleri için vücutları
yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan da başkalarına
harcarlar. Yaptıklarına karşılık olarak onlar için ne mutluluklar saklandığını
hiç kimse bilemez” (Secde: 32/16–17)
1896.
Ebû Saîd ve Ebû Hüreyre radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Cennetlikler cennete girince bir kimse şöyle seslenir: Siz cennette ebediyyen
yaşayacak, hiç ölmeyeceksiniz; hep sağlıklı olacak, hiç hastalanmayacaksınız;
hep genç kalacak, hiç yaşlanmayacaksınız; hep nimet ve mutluluk içinde
yaşayacak, hiç keder ve sıkıntı çekmeyeceksiniz.”
1897. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Sizden cennetin en aşağı derecesinde olan birine (Allah Teâlâ veya bir meleği):
– Ne dilersen dile, diyecek. O da bütün dileklerini söyleyecek. Kendisine,
kalbinden geçenlerin hepsini diledin mi? diye soracak. O da:
– Evet, diledim, diyecek. Bunun üzerine o kimseye:
– Bütün dileklerin bir misli fazlasıyla sana verilecektir, diyecek.”
1898. Ebû Saîd el–Hudrî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Allah Teâlâ cennetliklere:
– Ey cennet sâkinleri! diye seslenir. Onlar da:
– Buyur Rabbimiz! Emret! Bütün hayır ve iyilikler senin elindedir, derler. Allah
Teâlâ:
– Halinizden memnun musunuz? diye sorar. Onlar:
– Nasıl razı olmayalım, Rabbimiz. Sen bize, hiç kimseye vermediğin bunca
nimetler ihsan ettin, derler. Allah Teâlâ:
– Size bunlardan daha değerlisini vereyim mi? buyurur. Cennetlikler:
– Bunlardan daha değerlisi ne olabilir, Rabbimiz! derler. Bunun üzerine Cenâb–ı
Hak:
– Üzerinize rızâmı indiriyorum; bundan sonra size hiç gazap etmeyeceğim, buyurur.”
1899. Cerîr İbni Abdullah radıyallahu anh şöyle dedi:
Bir gece Resûlullah’ın
yanında bulunuyorduk. On dördüncü gecesindeki aya baktıktan sonra şöyle buyurdu:
“Şu ayı hiç bir sıkıntı çekmeden gördüğünüz gibi Rabbinizi de ayan beyan
göreceksiniz.”
1900. Suheyb radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Cennetlikler cennete girince Allah Teâlâ onlara:
– Size vermemi istediğiniz bir şey var mı? diye soracak. Onlar:
– Yâ Rabbî! Yüzlerimizi ak etmedin mi? Bizi cennete koyup cehennemden
kurtarmadın mı, daha ne isteyelim, diyecekler.
İşte o zaman Allah Teâlâ perdeyi kaldıracak. Onlara verilen en güzel ve en
değerli şey Rablerine bakmak olacaktır.”
Nevevi elimizdeki Riyazu’s-Salihin kitabını Allah’a hamdini ifade eden iki ayet
ve bir dua ile bitirmektedir.
“Ama iman edip de yararlı işler yapanlara gelince; Rableri imanlarından dolayı
onları doğru yola eriştirmektedir. Ahirette ise nimet dolu cennetlerde
bulunacaklar ve onların konaklarının altlarından ırmaklar akmaktadır. Onlar,
orada mutluluk makamında olup:
“Ey Allah’ım!
Sınırsız kudret ve izzetinle sen ne yücesin, seni her türlü noksanlardan tenzih
ederiz” diye dua ederler.
Orada, onların selamlaşmaları “selam olsun” şeklinde olacaktır. Dua ve
niyazlarının sonu ise;
“Eksiksiz bütün övgüler alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur” derler.” (Yunus:
10/9-10 )
“Mü’minler cennete girmezden önce, onların benliklerinde takılıp kalmış
olabilecek düşünce ya da duygu türünden uygun olmayan ne varsa hepsini silip
atacağız. Onların önlerinde dereler ve ırmaklar çağıldayacak ve onlar “Eksiksiz
bütün övgüler bizi bu bahtiyarlığa eriştiren Allah’a yakışır. Çünkü o bize yol
göstermeseydi, biz asla doğru yolu bulamazdık! Ve Rabbimizin elçileri bize
gerçekten doğru söylemişler” diyecekler. Ve bir ses: “İşte
geçmişte edip-eyledikleriniz sayesinde
kazandığınız cennet bu” diye seslenecek.” (Araf:7/43)
Allahım İbrahime ve onun âline rahmet ettiğin gibi kulun ve ümmî peygamber olan
Rasûlün Muhammed (s.a.v.)’e onun hanımlarına ve zürriyetine hayır ve rahmetini
esirgeme. İbrahim ve O’nun âline hayır ve bereket lutfettiğin gibi kulun
ve ümmi peygamber olan Rasûlün Muhammed (s.a.v.)’e ve O’nun hanımlarına ve
zürriyetine de hayır ve bereket ihsan eyle, şüphesiz sen övülmeye layık ve
yücelerin yücesisin.
Bu eseri H. 670 yılı Ramazanı 14. pazartesi günü Dımaşk’ta bitirdim.
..