ErayKitap Web Sitesine Hoş Geldiniz !           En İyi Bilgi Dünya ve Ahiret Saadeti Sağlayan Bilgidir
   Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla    Kuran Fihristi veya Konularına Göre Ayet Meali
Eraykitaptan Büyük Hizmet: Konularına Göre Ayet Meali veya Kuran Fihristi Hizmetinize Sunmuştur: KURAN FİHRİSTİ -A'dan -Z'ye Size lazaım olan harfi tıklayın

Diyanet Vakfi Kuran Meali » İbn Kesir Kuran Meali » Fizilalil Kuran Meali » Diyanet İşler Başkanlığı Kuran Meali » Kur'an-ı Kerim Ahkami Tefsiri ve Meali Celal Yıldırım
» Kur'an-ı Kerim Türkçe Tefsir ve Meali / Görmek için Tıklayın


Kur'an-i Kerim Bilgisi »   Kur'an-i Kerimde Munafikların Özellikleri / vasıfları »   Kur'an-i Kerim Türkçe Meali »  




    KUR’ÂN-I KERîM’E DAİR GENEL BİLGİLER Mukaddes Kitabımız Kur’ân-ı Kerîm Allahın Kelâmıdır
Kur’ân-ı Kerîm’de eksiklik ve fazlalık yoktur. Vahyedildiği hâli ile korunmuştur. Allahu Teâlâ onu, Resûlü Muhammed’e (sas.) Cebrail (as.) vasıtasıyla Arapça olarak indirmiş ve Resûlü’nü de bütün âlemlere rahmet olarak göndermiştir. Onun indirilmesiyle bütün dinlerin hükmü ortadan kalkmış, böylece Kur’ân-ı Kerîm, akıl sahiplerinin kıyâmete kadar uyması gereken tek kitabı olmuştur. O, İslâm hukukunun ilk ve değişmez kaynağıdır. Kur’ân-ı Kerîm’in hükümleri, insanların Allah’a ve birbirlerine karşı görevlerini bildiren ilâhî kanunlardır.


Kur’ân-ı Kerîm, bütün insanları, inkârcılığın ve sapıklığın her türlüsünü bırakıp bir tek Allah’a inanmaya ve O’na teslim olup kulluk etmeye davet eder. Açık delillerle Allah’ın varlığını ve birliğini ortaya koyar. Ancak düşünmesi sayesinde bir değer kazanan insanı, hem kendisi hem de kendisini kuşatan engin kâinat hakkında düşünmeye, nihayet hepsinin asıl yaratanı olan O yüce Allah’a imana çağırır.


Kur’ân-ı Kerîm, her seviyedeki insana o özelliği ile hitap eden ilâhî bir kitaptır. Beşerî sistemler birbirini yıkarken, ilâhî kaynaklı ve zaman üstü erişilmez sistem, dünya ve âhiret hayatında bütün insanların saadete erişmesi için devam edecek; ona gerçekten tutunanlar kurtulacak, bütün kötülüklerden arınacaktır.


Kur’ân-ı Kerîm insanı değerlendirirken, onu, aile, cemiyet, ahlâk, sosyal hayat ve bütün bir kültür ortamı içinde ele alır. Aynı zamanda insan hayatına tesir eden maddî ve mânevî âmillere de gerekli önemi verir.



İslâm dîni, bütün hayat gücünü Kur’an’dan alır. Bu itibarla müslümanlar, hem inanç ve düşünce hayatlarında hem de beşerî ve ahlâkî münasebetlerinde takip etmeleri gereken yolu Kur’an’dan öğrenirler. Çünkü Kur’an hem ferdî hem de sosyal hayatın gerekli prensiplerini ihtiva eder.


Yüce Allah “(Resûlüm!) Kendilerine okunan (bu) Kitab’ı, sana bizim indirmemiz onlara yetmiyor mu? Hiç şüphesiz bunda inanan bir toplum için elbette (büyük) bir rahmet ve (kulluğunu yerine getirmede) bir öğüt/bir hatırlatma vardır.” (29/51) buyurarak; Kur’an’ın insanlara her hususta kâfî geleceğini, ilminde, kudretinde, hüküm ve hikmetinde ve her hususta tek galip olduğunu bildirmektedir. Bunun içindir ki “Onlar Kur’an(ın söyledikleri) üzerinde düşünmezler mi? Yoksa kalpleri(nin) üzerinde kilitler mi var?” buyurur (47/24).


Şüphesiz bu prensiplere göre hareket etmek de ancak, Kur’an’ın manasını iyice anlamak ve onun üzerinde düşünmekle olur. Kur’an’ı sadece evlerde ve mezarlarda okumak, süslü kılıflarla duvarlara asmak insanları sorumluluktan kurtarmaz. Çünkü Kur’an’da “(Kur’an) mübarek bir kitaptır ki onu sana, âyetlerini iyiden iyiye düşünsünler ve aklı olanlar öğüt (ve ibret) alsınlar diye indirdik.” (38/29) buyurulmaktadır. Ayrıca Kur’an’ın pek çok âyetinde onun okunup anlaşılması emredilmektedir. Öte yandan pek çok hadîs-i şerîfte güçlükle de olsa Kur’an’ın okunup ezberlenmesi teşvik edilmiştir. Kur’an’ın mü’minin hayatındaki önemi dolayısıyladır ki Arapça bilmeyenler de, güvenilir meallerden Kur’an’ın mealini mutlaka okumalıdır, denilmiştir.




2. Kur’ân-ı Kerîm’in Tercüme Edilmesi ve Kendi Lafzıyla Okunması
Kur’ân-ı Kerîm, Peygamber Efendimiz vasıtasıyla bütün insanlara ulaştırılması için gönderilmiştir. Allahu Teâlâ Resûlü’ne “Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni (tamamen) tebliğ et (bildir). Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, inkârcılar toplumunu doğru yola iletmez.” (5/67) buyurmuştur. Peygamber Efendimiz’in risâleti (mesajı) bütün insanlaradır, umûmîdir. Bundan dolayı Kur’ân-ı Kerîm’i tebliğ için, hazırlayanın gerekli yeterliliğe sahip olması şartı ile onun bütün dillere çevrilmesi, uygun hatta zorunlu görülmüştür. Ancak Hanefî ulemâsı, tercümenin Kur’an’ın yerini asla tutamayacağından, tercümenin bir meal olmak üzere Arapçası ile birlikte yazılmasını şart koşmuştur.


Merhum İzmirli İsmâil Hakkı, Meânî-i Kur’ân (I-II, İstanbul, Millî Matbaa, 1927; Eren Yayıncılık, 1977) adlı tercümesinin önsözünde “Kur’ân-ı Mübîn’i tercüme câizdir, bunda asla şüphe ve ihtilaf yoktur.” demektedir.




Bu konuda Mahmud Esad Efendi de “Evet Kur’an, mealen tercüme edilebilir ama namazda Arapça okumak şartı ile.” demiştir. İşte, Allahu Teâlâ’nın neler buyurduğunu bilmek istiyorsak ve onu aslî dilinde anlayamıyorsak, mealini okumamız ve dinlememiz gerekir. Fakat ibâdette ise Kur’an’ı yine kendi diliyle okumamız zorunludur.




Nitekim bugün Avrupa halkının çoğunluğu Latince bilmediği halde, Katolik dünyası ibâdet ve duasını Latince yapar. Çünkü mukaddes kitapları Latince’dir.




Netice olarak diyebiliriz ki; Kur’ân-ı Kerîm, yalnız mânasıyla değil, lafzıyla da Kur’an’dır. Yani her iki yönden ilâhîdir. Onu anlamak için mealen tercümesi yapılır. Fakat hiçbir zaman Kur’an’ın tercümesi Kur’an değildir ve namazda Kur’an yerine okunamaz. Bunun için namazda kendisini, namaz dışında hem kendisi hem de tercümesini okuyarak her iki sorumluluğumuzu da yerine getirmemiz gerekmektedir.




3. Kur’ân-ı Kerîm’in Eşsizliği (İ’câzı)




Kur’ân-ı Kerîm hem lafız hem anlam bakımından Allah’a ait yani Rabça bir ifade ve üslûba sahip olduğundan, onun bir benzerini, değil başka milletler, Araplar dahi yapamamışlardır. Hatta bu amaçla hummalı bir yarışma içerisine girmişler, ne var ki bu çabalar mağlubiyet ve Hakk’a teslimiyetle son bulmuştur.




Kur’ân-ı Kerîm’de, Hak Teâlâ onu küçümseyenlere karşı “Yoksa ‘onu (o Kur’an’ı) kendisi uydurup söyledi’ mi diyorlar?.. Hayır! Onlar (bu tavırlarıyla) iman etmezler. Eğer (onlar) doğru söyleyenler iseler onun gibi bir söz getirsinler!” buyurur (52/33-34).




Hûd sûresinin 13. âyetinde Cenâb-ı Hak, insanları Kur’an’ın benzeri on sûre getirmeye davet etmiş, Bakara sûresinin 23. âyetinde de “Eğer kulumuz (Muhammed’)e indirdiğimiz (Kur’ân-ı Kerîm’)den şüphe ediyorsanız, (haydi!) siz de onun benzeri bir sûre getirin. Eğer (iddianızda samimi iseniz, Allah’dan başka bütün yardımcılarınızı da çağırın.” şeklinde onlara meydan okumuştur. Fakat hemen sonra gelen âyet-i kerîme ile “Eğer bunu yapamazsanız, ki hiçbir zaman yapamayacaksınız; yakıtı insanlar ve taşlar olan, kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının.” buyurarak, onların âcizliklerini ve âkıbetlerini ortaya koymuştur.




Kureyş’in meşhur şairlerinden olan Velîd b. Muğîre, bir gün Peygamber Efendimiz’i “peygamberlik sevdasından vazgeçirmek” hayaline kapılarak huzuruna gitmişti. Fakat Resûl-i Ekrem Efendimiz tarafından kendisine okunan âyetleri dinledikten sonra, büyük bir hayret içinde geri dönmüş ve başına toplanan halka hitaben cemaat! Bilirsiniz ki ben şiirlerin bütün çeşitlerini bilirim. Belâgatlı sözleri benim kadar takdir edecek yoktur. Yemin ederim ki Muhammed’e inen âyetler, bizim bildiğimiz sözler kabilinden değildir. Onlarda öyle yüksek bir belâgat, bir letâfet var ki onlar bütün sözlerin üzerindedir, onlara üstün gelecek bir söz bulunamaz.” diyerek hakikati itiraf etmiştir.




Kur’ân-ı Kerîm öyle bir mucize kitaptır ki maddî, mânevî, ilmî, edebî, ahlâkî, içtimâî, iktisâdî ve tarihî birçok hakikatleri içine almaktadır. Asırlar geçtikçe ilimlerin, keşiflerin, buluşların artması, sadece ve sadece onun daha iyi tefsirine ve anlaşılmasına yarayacaktır. Her şeyden çabuk usanan insan, dünya durdukça onu bıkmadan usanmadan okuyacak, okutacak, anlayacak ve anlatacaktır.




4. Kur’ân-ı Kerîm’in Nüzûlü ve Tespit Şekli




Kur’ân-ı Kerîm, Allah katından Resûl-i Ekrem’e 40 yaşında iken (m. 610) Ramazan ayında mübarek bir gecede, Kadir gecesinde Hz. Cebrail vasıtasıyla indirilmeye başlanmış ve 22 sene 2 ay 22 günde tamamlanmıştır.




Kur’ân-ı Kerîm’in bu kadar zamanda inmiş olmasında bir takım hikmetler vardır:




1 ) Kur’ân-ı Kerîm’in hem ezberlenmesi ve yazılması hem de etrafa yayılması kolaylaşmıştır.




2 ) İhtiva ettiği hükümlerin hepsini birden daha yeni iman etmiş kimselere yüklemek hem çok ağır gelecek hem de henüz sayıları çok az durumda olan müslümanlar hemen cihad etmek mecburiyetinde kalacaklardı. Dolayısıyla Kur’an’ın peyderpey indirilmesi pedagojik ve psikolojik açıdan daha uygundur. Cenâb-ı Hak da “Yine biz, Kur’an olarak onu, insanlara sindire sindire (ve ağır ağır) okuman için (âyet âyet, sûre sûre) ayırıp (gerektikçe) peyderpey indirdik.” (17/106) buyurarak bu hikmeti açıklamıştır.




Kur’ân-ı Kerîm’in tespiti hemen anında yazılması ve ezberlenmesi şeklinde oluyordu. Bir âyet-i kerîme nâzil olunca Peygamberimiz, onu ashabdan vahiy kâtiplerine, deri üzerine, enli düz taşlar ve diğer malzemelere huzurunda yazdırır, bir nüshası kendi evinde kalırdı. Diğer taraftan bu vahyedilen âyetler hâfızlarca da günü gününe ezberlenirdi. Vahyedilen âyetlerin gerek yazılırken ve gerekse ezberlenirken hangi sûrenin neresinde kaçıncı âyet olarak yer alacağı ve nasıl tertip edileceği, Hz. Cebrail’in bildirmesi ve Resûl-i Ekrem’in göstermesi ile tevkîfî olarak tespit edilirdi.




Şu kadar var ki vahyin devam etmesi sebebiyle âyetler her ne kadar gösterilen tertibe göre yazılmış ise de hem dağınıktı hem de sûreler tertip edilip bir mushafta toplanmamıştı.




Bu böyle olmakla beraber, Hz. Peygamber’in her Ramazan ayında 10 gün itikâfa çekilip o zamana kadar vahyedilen Kur’an’ı Hz. Cebrail’e okuduğunu, Cebrail’in de kendisine okuyup karşılaştırma yaptığını Hz. Fâtıma (r.anhâ) şöyle anlatır:




“Peygamber bana gizlice ‘(Kızım), her sene Cebrail, Kur’an’ı benimle arza yapar (karşılaştırırdı), bu sene iki sefer karşılaştırma yaptı. (Buradan hareketle) muhakkak ecelimin yaklaştığını sanıyorum.’ buyurdu.”



Hz. Ebû Hureyre de “Resûlullah (sas.) her sene bir defa, vefât ettiği sene iki defa arza (Cebrail’le karşılaştırma) yaptı ve her sene 10 gün, vefât ettiği yıl ise 20 gün itikâfa girdi.” buyurmuşlardır.




5. Kur’ân-ı Kerîm’in Kitap Halinde Toplanması



vHz. Peygamber’in vefatından sonra Hz. Ebû Bekir’in halîfeliği devrinde, dinden dönenlere karşı yapılan Yemâme savaşında (m. 633) 70 kadar hâfız şehid olmuştu. Bu hal Hz. Ömer’i telaşa düşürdü. Çünkü insanlar savaş yapmak mecburiyetinde kalabilirler; buralarda da pek çok hâfız/kurrâ şehid olabilirdi. Bunun için Hz. Ömer, Hz. Ebû Bekir’e müracaat etti. O da teklifi yerinde bularak, Hz. Peygamber’in çok sevdiği vahiy kâtibi Zeyd b. Sâbit’i (ra.) çağırarak bu görevi ona verdi. O da bir yandan eldeki çeşitli malzemelere yazılmış mevcut nüshaları bir araya getirdi. Diğer taraftan Hz. Peygamber’in huzurunda Kur’an âyetleri yazmış bulunanları, sahabeden iki âdil şâhidin şâhitliği ile kabul etti.


Böylece, eldeki bütün yazılı âyetleri Zeyd b. Sâbit (ra.) kendisinin ve hâfızların ezberleriyle karşılaştırdı. Artık Mushaf’ın eksiksiz olduğu hususunda tam emniyet hâsıl oldu. Sonunda her sûre ve âyetleri vahiyle belirlenmiş sıraya göre ve Kureyş lehçesiyle bir kitap hâlinde yazıldı ve adına “Mushaf” denildi. Bunun yanında Kur’ân-ı Kerîm, Hudâ, Furkân, Zikr, Nûr, Hakîm gibi adlarla da anılmıştır.




Hz. Ebû Bekir vefat edince bu Mushaf, Halîfe Hz. Ömer’e teslim edildi.




Nihayet Hz. Osman halîfe seçilince nüsha ona intikal etti. O da İslâm’ın yayılması ile Kur’an’ın metninde bazı değişik okuma/kıraat farklarına ve ihtilaflarına meydan vermemek için, yine Hz. Zeyd b. Sâbit’in başkanlığında bir heyet kurup sûreleri son arzaya uygun olarak (geliş sırasına göre değil de aralarındaki ilgiye göre tertip edip) birkaç (4-5 veya 7-8) nüsha yazdırarak bazı büyük vilayetlere gönderdi. Hz. Ömer’den intikal eden asıl nüsha, tekrar kızı Hz. Hafsa’ya iade edildi. İşte kıyâmete kadar Allahu Teâlâ’nın muhafazası altında olan yüce kitabımız Kur’an böylece toplanıp tertip edilmiş oldu.




Halbuki diğer ilâhî kitaplardan Tevrat, Hz. Musa’dan en az 750 sene sonra bir kitap halinde toplanabilmiştir. Hz. Davud’un da genellikle milattan önce XIII. asırda yaşadığı kabul edilmektedir. Tevrat ve Zebûr’a, birlikte “Ahd-i Atîk” denilmiştir. Milattan önce 1200 yılında yazılmaya başlanmış ve yazımı bin yıl kadar sürmüştür. “Ahd-i Cedîd” denilen İncil de hemen yazılmamış, milattan sonra 110 tarihinde yazıya geçirilmeye başlanmıştır. 325 yılında İznik Konsili’ne 400’e yakın İncil nüshası getirilmiş fakat Hz. İsa’nın tanrılığını yazan ve papazların kendi isimlerini alan (dört) İncil kabul edilmiştir.




Görülüyor ki artık asılları ilâhî olan bu kitaplar, yeni şekliyle, mensupları tarafından Allah’ın sözünü hatırlayabildikleri ve bulabildikleri kadar eksikli fazlalı ve aslı değiştirilmiş şekliyle

İşte Kur’ân-ı Kerîm, onların hem aslını tasdik etmiş, yenilemiş hem de onlar gibi yalnız inançlar manzûmesi olarak kalmamış, inananların yaşayışlarına ait sosyal ve hukûkî esaslar da getirmiştir.



II – MUSHAF’A NOKTA VE HAREKE KONULMASI



Hz. Osman zamanında Kureyş hattı ile yazılan Kur’ân-ı Kerîm nüshalarında nokta ve hareke yoktu. Her ne kadar bu hal, Araplar için bir güçlük değil idiyse de, Müslümanlığın Arap olmayan milletlere yayılması ile okuma güçlükleri doğmuştu.



Bunun üzerine Emevî hükümdarı Abdülmelik zamanında (v. 65/684) görevlendirilen Ebü’l-Esved ed-Düelî (v. 69/688) Kur’an’da önce nokta yerlerini hareke ile belirtti. Bundan sonra çalışmalar devam etti. Irak emîri Haccâc zamanında da Yahyâ b. Ya’mer (v. 65/684) ile talebesi Nasr b. Âsım el-Leysî (v. 89/707) noktalama işini geliştirip bugünkü nokta ve harekeleri koydular. Hemze, şedde, sıla, revm, işmâm ve diğer işaretler de Halil b. Ahmed (v. 175/791) tarafından konuldu.



III – SÛRE VE ÂYET



Sûre şeref, yüksek rütbe veya binanın kısmı anlamlarına gelir. Tefsir ilmine göre sûre Kur’ân-ı Kerîm’in âyetlerden meydana gelen bölümlerine denilir. Sûrelerin sayısı güvenilir bilginlerin icmâı ile 114’tür.



Âyet sözlükte alâmet, işaret, ibret, delil ve mûcize anlamlarına gelir. Tefsir ilminde sûrelerin bir mâna veya bir hükmü ifade eden her bölümüne âyet denilir. Yukarıda da işaret edildiği üzere, âyetlerin yerinin tespitinin tevkîfî olduğu hususunda icmâ-ı ümmet vardır. Sûrelerin yerlerinin tespitinin tevkîfîliği ise tartışmalı olup bazılarınca Hz. Peygamber tarafından, bazılarına göre ise sahabenin icmâına göre tespit
edilmiştir.



Âyetlerin sayısı Zemahşerî’ye göre 6666 olup yaygın olarak kabul edilen görüş budur. Bazılarınca ise âyet sayısı bundan daha azdır. Bugün yaygın olarak bulunan Mushaf’ta 6236 âyet vardır. Genel değerlendirmeye göre âyetlerin bini emre, bini nehye, bini va’de, bini va’îde (tehdîde), bini haber ve kıssalara, bini mesel ve ibretlere, beş yüzü ahkâma (helal ve haramlar), yüzü tesbih ve duaya, altmış altısı nasihate dairdir.



Kur’an’ın kelimelerinin sayısı ise, Medinelilerce 77.934; Mekkelilerce 77.437’dir. Fadl b. Şâzân’ın Atâ b. Yesâr’dan naklettiğine göre ise 77.439’dur.



Öte yandan, sûrelerin Mekkî veya Medenî oluşu konusunda da farklı görüşler ileri sürülebilmiştir. Bu da, isimlendirmenin vahyin nâzil olduğu mekanın dikkate alınması, hicretin nazar-ı itibara alınması ve âyetin hitap ettiği kesim ve üslûbun dikkate alınması gibi farklı yaklaşımlardan kaynaklanır. Yine sûrenin tamamı Mekkî veya Medenî olabileceği gibi, ağırlıklı vasfın arasında bazı âyetler genelden farklı da olabilir.



Sûreler uzunluklarına göre de tasnif edilir. Fâtiha sûresinden sonra gelen yedi uzun sûreye es-Seb’t-tıvâl, âyetleri yüzden fazla olana el-Mi’ûn, âyetleri yüzden aşağı olan sûrelere el-Mesânî, kısa sûrelere de Mufassal denilir.



IV – KUR’AN’IN KIRAATLERİ



Peygamber Efendimiz’e indirilen, Fâtiha’dan başlayıp Nâs sûresinin sonuna kadar Mushaflarda yazılan, tevâtürle nakledilen, tilâvetiyle ibâdet edilen, kendisine has özellikler taşıyan ve benzerinin yapılması konusunda herkesi âciz bırakan ilâhî kelâm şeklinde tanımlanan Kur’ân-ı Kerîm’in lafızlarında, harflerinde ve edasındaki değişik rivâyet hususuna, diğer bir ifadeyle kelimelerdeki med, kasır, hareke, sükûn, nokta ve


i’rab bakımından değişik okumaya “kıraat” denilir. Bu hususta küçük farklılıklar olsa da oluşumların esası/mihveri birdir. Ashâb-ı kirâmdan bu hususta hem senetleri sahih, hem de tevâtür derecesine ulaşmış rivâyetler “yedi tarîk/kıraat” (yedi okunuş şekli) toplandı ki, bunlara “Kıraat-i Seb’a” denilmiştir.



Sonra buna senedi sahih olmakla beraber tevâtür derecesine ulaşmasında ihtilaf edilen üç kıraat daha ilave edilerek kıraatler 10’a yükselmiş ve hepsine birden “Kıraat-i Aşere” denilmiştir.



Her kıraatin bir imamı ve meşhur olan iki râvisi vardır. Dünyada genellikle Türkiye’deki gibi Kıraat-i Âsım ve Rivâyet-i Hafs tarîki okunur. Kuzey Afrika’nın bir çok yerinde Kıraat-i Nâfi’ ve Rivâyet-i Verş, Sudan’da Ebû Âmir Kıraati okunur. Diğer kıraatlerin ayrıca okuyucusu kalmamışsa da bir ilim olarak muhafaza edilmekte ve öğretilmektedir. Günümüzde de şere” öğrenip okuyanlar bu 10 kıraati tatbik edip okumaktadırlar.



Cenâb-ı Hak bizleri Kur’ânı Kerîm’in lafzından ve mânasından faydalandırsın. Her an Kur’ân-ı Kerîm’in feyiz pınarından kana kana içmeyi nasip eylesin (Âmin).



Kur’ân-ı Kerîm Bilgisinin Alındığı Kaynak ( Feyzü'l Furkan Tefsirli Kur'an-ı Kerim Meali Server İletişim)


Kuran Bilgisi Kur’an’ın indirilişiyle ilgili ayetler...


Şüphesiz bu Kur’an sana, hüküm ve hikmet sahibi, hakkıyla bilen Allah tarafından verilmektedir. (NEML suresi 6. ayet)

Bu kitabın indirilmesi, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen, günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, azabı ağır olan, lütuf sahibi Allah tarafındandır. O’ndan başka ilâh yoktur. Dönüş ancak O’nadır. (MÜMİN Suresi 2-3. ayetler)

Kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bu Kitab’ın indirilişi, âlemlerin Rabbi tarafındandır. (SECDE suresi 2. ayet)

De ki: “O kitabı göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (FURKÂN suresi 6. ayet)

Şüphe yok ki, Kur’an’ı sana elbette biz indirdik biz. (İNSAN Suresi 23. ayet)

Kitab’ın indirilmesi mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır. Şüphesiz biz o Kitab’ı sana hak olarak indirdik. Öyle ise sen de dini Allah’a has kılarak O’na kulluk et. (ZÜMER suresi 1-2. ayetler)

Kur'ânı biz indirdik, biz. Onun koruyucuları da, şübhesiz ki, biziz. (HİCR Suresi 9.ayet)

Ramazan ayı... İnsanlar için hidayet olan, doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur'an onda indirilmiştir. (BAKARA suresi 185. ayet)

Şüphesiz, biz onu Kadir gecesinde indirdik. (KADİR suresi 1. ayet)

Apaçık olan Kitab’a andolsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız. (DUHÂN suresi 2-3. ayet)

De ki: “Her kim Cebrail’e düşman ise, bilsin ki o, Allah’ın izni ile Kur’an’ı; önceki kitapları doğrulayıcı, mü’minler için de bir hidayet rehberi ve müjde verici olarak senin kalbine indirmiştir.” (BAKARA suresi 97. ayet)

Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail), senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir. (ŞUARA suresi 193-195. ayet)

O (Kur’an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş’ın sahibi katında itibarlı, orada itaat edilen, güvenilir bir elçinin, (Cebrail’in) getirdiği sözdür. (TEKVÎR suresi 19-21. ayet)

Onu, (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma. Şüphesiz onu toplamak ve okumak bize aittir. O hâlde, biz onu okuduğumuz zaman, onun okunuşuna uy. Sonra şüphesiz onu açıklamak da bize aittir. (KIYAMET Suresi 16-19. ayetler)

Sana Kur’an’ı okutacağız ve sen onu unutmayacaksın. Ancak Allah’ın dilediği başka. Şüphesiz O, açık olanı da bilir, gizliyi de. (A'LA Suresi 6-7. ayetler)

Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı. O, nefis arzusu ile konuşmaz. (Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir. (Kur’an’ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (aslî sûretine girip) doğruldu. Sonra (ona) yaklaştı derken sarkıp daha da yakın oldu. (Mesafe) iki yay aralığı kadar, yahut daha az oldu. Böylece, Allah’ın, kuluna vahyettiğini vahyetti. (NECM suresi 1-10. ayetler)

Kur’an’ın nasıl bir kitap olduğunu ve neden indirildiğini açıklayan ayetler...

Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. (BAKARA suresi 2. ayet)

Bu (Kur'an) insanlar için bir beyan, sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür. (ALİ İMRAN suresi 138. ayet)

Onlar hâlâ Kur'an'ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar bulacaklardı. (NİSA suresi 82. ayet)

Ey insanlar Rabbinizden size 'kesin bir kanıt geldi ve size apaçık bir nur, (Kur'an) indirdik. (NİSA suresi 174. ayet)

De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir. İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu....... (EN'ÂM suresi 19. ayet) .... Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.... (EN'ÂM suresi 38. ayet)

Andolsun, biz onlara bir Kitap getirdik; iman edecek bir topluluğa bir hidayet ve bir rahmet olması için bir ilim üzere onu çeşitli biçimlerde açıkladık. (A'RAF suresi 52. ayet)

Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifâ ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur’an) geldi. (YÛNUS suresi 57. ayet)

De ki: “Ey insanlar, size Rabbinizden gerçek gelmiştir. Artık kim doğru yola girerse, ancak kendisi için girer. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapar. Ben sizin üzerinize vekil değilim.” (YÛNUS suresi 108. ayet)

Elif Lâm Râ. Bu Kur’an, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisine ait olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. (İBRÂHİM suresi 1. ayet)

Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir. (İBRAHİM Suresi 52. ayet)

Şüphesiz, bu Kur'an, en doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü'minlere, onlar için gerçekten büyük bir mükafat olduğunu müjdeler . (İSRÂ suresi 9 ayet)

Andolsun biz, düşünüp öğüt alsınlar diye (gerçekleri) bu Kur’an’da değişik biçimlerde açıkladık. Fakat bu, onların ancak kaçışlarını artırıyor. (İSRÂ suresi 41. ayet)

Biz Kur’an’dan, mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indirmekteyiz. Zalimlerin ise Kur’an, ancak zararını artırır. (İSRÂ suresi 82. ayet) De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.” (İSRÂ suresi 88. ayet)

Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Fakat insan, tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür. (KEHF suresi 54. ayet)

Biz sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik, 'İçi titreyerek korku duyanlara' ancak bir öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik). (TÂHÂ suresi 2-3. ayetler)

Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkân’ı indiren Allah’ın şanı yücedir. (FURKAN Suresi 1. ayet)

Kur’an, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahirete de kesin olarak inanan mü’minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir. (NEML Suresi 2-3. ayetler)

Kur’an’ı sana farz kılan Allah, şüphesiz seni dönülecek yere döndürecektir. De ki: “Rabbim hidayetle geleni ve apaçık bir sapıklık içinde olanı daha iyi bilir.” (KASAS suresi 85. ayet)

Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali verdik.... (RÛM suresi 58. ayet)

Biz, o Peygamber’e şiir öğretmedik. Bu, ona yaraşmaz da. O(na verdiğimiz) ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır. (YÂSÎN suresi 69. ayet)

(Kur'an,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kâfirlerin üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir). (YÂSÎN suresi 70. ayet)

De ki: “Bundan (tebliğ görevinden) dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ben kendiliğinden yükümlülük altına girenlerden değilim.” “Bu Kur’an, âlemler için ancak bir öğüttür.” “Onun haberlerinin doğruluğunu bir süre sonra mutlaka öğreneceksiniz.” (SÂD suresi 86-87-88. ayetler)

Andolsun, öğüt alsınlar diye biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali verdik. (ZÜMER suresi 27. ayet)

Biz onu, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye hiçbir eğriliği bulunmayan Arapça bir Kur’an olarak indirdik. (ZÜMER suresi 28. ayet)

Bu Kur’an, Rahmân ve Rahîm olan Allah’tan indirilmedir. Bilen bir toplum için Arapça bir Kur’an olarak âyetleri genişçe açıklanmış bir kitaptır. Müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Fakat onların çoğu yüz çevirmiştir. Artık onlar işitmezler. (FUSSİLET suresi 2-3-4. ayetler)

Onlar, kendilerine geldiğinde o zikiri/Kur'an'ı inkâr ettiler. Halbuki o, eşsiz yücelikte bir Kitap'tır. Bâtıl ona, ne önünden gelebilir ne de arkasından. O, hüküm ve hikmet sahibi, övülmeye lâyık olan Allah tarafından indirilmiştir. (FUSSİLET suresi 41-42. ayetler)

Apaçık Kitab'a andolsun; Gerçekten Biz onu, belki aklınızı kullanırsınız diye Arapça bir Kur'an kıldık. Şüphesiz o, Bizim katımızda olan Ana Kitap'tadır; çok yücedir, hüküm ve hikmet doludur. (ZUHRUF suresi 2-3-4. ayetler)

Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz. (ZUHRUF suresi 44. ayet)

Biz onların ne dediklerini çok iyi biliyoruz. Sen, onlara karşı bir zorba değilsin. O hâlde sen, benim uyarımdan korkan kimselere Kur’an ile öğüt ver. (KAF suresi 45. ayet)

Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? (KAMER suresi 17. ayet)

O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kulu Muhammed’e apaçık âyetler indirendir. Şüphesiz Allah, size karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir. (HADİD Suresi 9. ayet)

Eğer biz, bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, elbette sen onu Allah korkusundan başını eğerek parça parça olmuş görürdün. İşte misaller! Biz onları insanlara düşünsünler diye vermekteyiz. (HAŞR suresi 21. ayet)

Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur’an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin (Allah’tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür. O, bir şair sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz! Bir kâhin sözü de değildir. Ne az düşünüyorsunuz! O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir. Eğer (Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık. Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik. Hiçbiriniz de bu cezayı engelleyip ondan savamazdı. Şüphesiz Kur’an, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür. Şüphesiz biz, içinizden yalanlayanların olduğunu elbette biliyoruz. Gerçek şu ki Kur’an, kâfirler için muhakkak bir pişmanlık sebebidir. Ve şüphe yok ki Kur’an, kesin bir gerçektir. O hâlde sen, yüce Rabbini adıyla tespih et. (HÂKKA suresi 38-52. ayetler)

Şüphe yok ki, Kur’an’ı sana elbette biz indirdik biz. O hâlde, Rabbinin hükmüne sabret. Onlardan hiçbir günahkâra ve hiçbir nanköre itaat etme. Sabah akşam Rabbinin adını an. Gecenin bir kısmında O’na secde et; geceleyin de O’nu uzun uzadıya tespih et. Bunlar dünyayı tercih ediyorlar ve çetin bir günü arkalarına atıyorlar. Onları biz yarattık ve eklemlerini biz bağladık. Dilediğimizde (onları yok eder) yerlerine benzerlerini getiririz. İşte bu bir öğüttür. Dileyen, Rabbine ulaştıran bir yol tutar. Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. O, dilediği kimseyi rahmetine sokar. Zalimlere ise elem dolu bir azap hazırlamıştır. (İnsan Suresi 23-31. ayet)

Hayır. Şüphe yok ki, o (Kur’an) bir öğüttür. Dileyen ondan öğüt alır. O, şerefli ve sâdık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir. (ABESE suresi 11-16. ayetler)

Hayır, o (yalanlamakta oldukları kitap) şanı yüce bir Kur’an’dır. O, korunmuş bir levhada (Levh-i Mahfuz’da)dır. (BÜRÛC suresi 21-22. ayet)

Şüphesiz o Kur’an, hak ile batılı ayırd eden bir sözdür. O, bir şaka değildir. (TÂRIK suresi 13-14. ayetler)

Kur’an’ı okuma ve dinleme adabıyla ilgili ayetler.

Kur’an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın. (NAHL suresi 98. ayet)

Gece ibadeti etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından da daha sağlamdır. (MÜZZEMMİL suresi 6. ayet)

Güneşin kaymasından, gecenin kararmasına kadar namazı güzel kıl; bir de kıraatıyle seçkin olan sabah namazını; çünkü sabah Kur'an'ı gerçekten şahitlidir. (İSRÂ suresi 78. ayet)

Biz Kur’an’ı, insanlara dura dura okuyasın diye âyet âyet ayırdık ve onu peyderpey indirdik. (İSRÂ suresi 106. ayet)

... Kur’an’ı ağır ağır, tane tane oku. (MÜZZEMMİL suresi 4. ayet)

Kendilerine kitab verdiğimiz kimseler, onu gereği gibi okurlar. İşte bunlar ona inanırlar. Onu inkâr edenlere gelince, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir. (BAKARA suresi 121. ayet)

Kur’an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin. (A'RAF suresi 204. ayet)

Sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O (Kur’an) âlemler için ancak bir öğüttür. (YÛSUF suresi 104. ayet)

Kur’an’a iman...

Şayet onlar da, sizin inandığınız gibi inanırlarsa, kuşkusuz doğru yolu bulmuş olurlar; yok eğer yüz çevirirlerse, onlar elbette bir (çelişki ve) aykırılık içindedirler. Onlara karşı Allah sana yeter. O, işitendir, bilendir. (BAKARA suresi 137. ayet)

Elçi, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü'minler de. Tümü, Allah'a, meleklerine, Kitaplarına ve elçilerine inandı. "O'nun elçileri arasında hiç birini (diğerinden) ayırdetmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı (dileriz). Varış ancak Sana'dır" dediler. (BAKARA suresi 285. ayet)

Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur. (NİSA suresi 136. ayet)

Bu, sana, kendisiyle (insanları) uyarman için ve mü’minlere öğüt olarak indirilmiş bir kitaptır. Artık ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın. Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! (A'RAF suresi 2-3. ayetler)

Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler. (ENFÂL suresi 2. ayet)

Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü’minler için büyük bir mükâfat olduğunu ve ahirete inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müjdeler. (İSRÂ suresi 9-10. ayetler)

De ki: “Ona ister inanın, ister inanmayın. Şüphesiz, daha önce kendilerine ilim verilenler, Kur’an kendilerine okunduğunda derhal yüzüstü secdeye kapanırlar. (İSRÂ suresi 107. ayet)

Bu, indirdiğimiz ve (hükümlerini) farz kıldığımız bir sûredir. Düşünüp öğüt almanız için onda apaçık âyetler indirdik. (NÛR suresi 1. ayet)

Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı bilir. (ANKEBUT Suresi 45. ayet)

Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilen Kur’an’ın gerçek olduğunu ve onun, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık Allah’ın yoluna ilettiğini görürler. (SEBE' suresi 6. ayet)

Sen ancak Zikr’e (Kur’an’a) uyanı ve görmediği hâlde Rahmân’dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte onu bir bağışlanma ve güzel bir mükâfatla müjdele. (YÂSÎN suresi 11. ayet) Hikmet dolu Kur’an’a andolsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere gönderilenlerdensin. (YÂSÎN suresi 2-4. ayetler) Şüphesiz biz o Kitab’ı sana hak olarak indirdik. Öyle ise sen, dini Allah’a has kılarak O’na kulluk et. (ZÜMER suresi 2. ayet) Allah’ın, göğsünü İslâm’a açtığı, böylece Rabbinden bir nur üzere bulunan kimse, kalbi imana kapalı kimse gibi midir? Allah’ın zikrine karşı kalpleri katı olanların vay hâline! İşte onlar açık bir sapıklık içindedirler. (ZÜMER suresi 22. ayet) Allah, sözün en güzelini; âyetleri, (güzellikte) birbirine benzeyen ve (hükümleri, öğütleri, kıssaları) tekrarlanan bir kitap olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların ondan derileri ürperir. Sonra derileri ve kalpleri Allah’ın zikrine karşı yumuşar. İşte bu Kur’an Allah’ın hidayet rehberidir. Onunla dilediğini doğru yola iletir. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur. (ZÜMER suresi 23. ayet)

Biz onu, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye hiçbir eğriliği bulunmayan Arapça bir Kur’an olarak indirdik. (ZÜMER suresi 28. ayet) Dosdoğru Kur’an’ı getirenle, onu tasdik edenler var ya, işte onlar Allah’a karşı gelmekten sakınanlardır. (ZÜMER suresi 33. ayet)

Farkında olmadığınız bir sırada, azap ansızın karşınıza çıkmadan önce size Rabbinizden indirilenin en güzeline uyun! (ZÜMER suresi 55. ayet)

Artık siz Allah’a, peygamberine ve indirdiğimiz nûra (Kur’an’a) iman edin. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. (TEĞÂBÜN suresi 8. ayet)

Allah, ahirette onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. O hâlde, ey iman etmiş olan akıl sahipleri, Allah’a karşı gelmekten sakının! Allah, size bir zikir (Kur’an) indirdi. (TALÂK suresi 10. ayet)

Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl! Hiç kuşkusuz, sen, dosdoğru bir yol üzerindesin. (ZUHRUF suresi 43. ayet)

Kur’an’ı inkar...

Andolsun, biz sana apaçık âyetler indirdik. Bunları ancak fasıklar inkâr eder. (BAKARA suresi 99. ayet)

Allah’ın âyetlerini inkâr edenler, Peygamberleri haksız yere öldürenler, insanlardan adaleti emredenleri öldürenler var ya, onları elem dolu bir azap ile müjdele. Onlar, amelleri, dünyada da, ahirette de boşa gitmiş kimselerdir. Onların hiç yardımcıları da yoktur. (ÂLİ IMRÂN suresi 21-22. ayetler)

Allah size Kitap’ta (Kur’an’da) “Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi hâlde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır. (NİSA suresi 140. ayet)

İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlar var ya; işte onlar cehennemliklerdir. (MÂİDE suresi 10. ayet)

....Andolsun ki sana Rabbinden indirilen bu Kur’an, onlardan çoğunun taşkınlık ve küfrünü artıracaktır. Öyle ise o kâfirler toplumu için üzülme. (MÂİDE suresi 68. ayet)

Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içerisindeki birtakım sağırlar ve dilsizlerdir. Allah, kimi dilerse onu şaşırtır. Kimi de dilerse onu dosdoğru yol üzere kılar. (EN'ÂM suresi 39. ayet)

Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara uymayı kibirlerine yediremeyenler, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. (A'RAF suresi 36. ayet)

Şüphesiz ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklenenler var ya, onlar için göğün kapıları açılmaz ve halat iğnenin deliğinden geçinceye kadar cennete girmezler. Biz suçlu-günahkarları işte böyle cezalandırırız. (A'RAF suresi 40. ayet)

Ayetlerimizi yalanlayanları, hiç bilemeyecekleri bir yerden ağır ağır çöküşe götüreceğiz. (A'RAF suresi 182. ayet)

Âyetlerimiz kendilerine apaçık birer delil olarak okunduğunda, (öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayanlar, “Ya (bize) bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette büyük bir günün azabından korkarım.” (YÛNUS suresi 15. ayet)

Onlar için dünyada (geçici) bir yararlanma vardır. Sonra dönüşleri bizedir. Sonra da, inkâr etmekte olduklarına karşılık onlara şiddetli azabı tattıracağız. (YÛNUS suresi 70. ayet)

Andolsun biz, onlar düşünüp öğüt alsınlar diye (gerçekleri) bu Kur’an’da değişik biçimlerde açıkladık. Fakat bu, onların ancak kaçışlarını artırıyor. (İSRÂ suresi 41. ayet)

Kur’an okuduğunda, seninle ahirete inanmayanların arasına gizli bir perde çekeriz. Kur’an’ı anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler, kulaklarına da ağırlık koyarız. Kur’an’da (ibadete lâyık ilâh olarak) sadece Rabbini andığın zaman arkalarını dönüp giderler. (İSRÂ suresi 45- ayetler)

Biz Kur’an’dan, mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Zalimlerin ise Kur’an, ancak zararını artırır. (İSRÂ suresi 82. ayet)

İnkâr edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye, yahut da onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya dek o Kur’an’dan kuşku içinde olacaklardır. (HAC suresi 55. ayet)

Âyetlerimiz onlara karşı açık seçik okunduğu zaman o kâfirlerin yüzünde inkâr ve hoşnudsuzluk (belirtisini) anlarsın. Neredeyse kendilerine âyetlerimizi okuyanlara saldıracak gibi olurlar. De ki: Bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi ? Allah'ın inkarcılara va'dettiği (Cehennem) ateşi... O ne kötü gidilecek yerdir! (HAC suresi 72. ayet)

De ki: “Ne dersiniz? Eğer o (Kur’an) Allah katından olup da siz de onu inkâr etmişseniz, o zaman derin bir ayrılık içinde bulunan kimseden daha sapık kim olabilir?” (FUSSİLET suresi 52. ayet)

İnkâr edenler dediler ki: “Bu Kur’an’ı dinlemeyin. Baskın çıkmak için o okunurken yaygara koparın.” (FUSSİLET suresi 26. ayet)

Kim, Rahmân’ın Zikri’ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur. (ZUHRUF suresi 36. ayet)

Şüphesiz Kur’an, kâfirler için mutlaka bir pişmanlık sebebidir. (HÂKKA suresi 50. ayet)



“ Kuran Fihristini online okuyabilir, facebook, twitter gibi diğer sosyal ağlarda paylaşabilir, bilgisayarınıza indirebilir, ödev ve tezlerinizde kullanabilir ve siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin site ve bloglarınızda yayınlayabilir ve kopyalayıp, çoğaltabilirsiniz. Eraykitap En iyi Bilgi Dünya ve Ahiret Saadeti Sağlayan Bilgidir


Önceki Sayfa
Fihrist
Sonraki Sayfa
  • Kullarım sana, Beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar (Bakara Suresi - 186)