ErayKitap Web Sitesine Hoş Geldiniz !           En İyi Bilgi Dünya ve Ahiret Saadeti Sağlayan Bilgidir
   Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla    Hadis Fihristi veya Konularına Göre Hadis Meali
Eraykitaptan Büyük Hizmet: Konularına Göre Hadis Meali veya Hadis Fihristi Hizmetinize Sunmuştur: HADİS FİHRİSTİ -A'dan -Z'ye Size lazaım olan harfi tıklayın

Sahih-i Buhari » Sahih-i Buhari Tecridi » Hadisi Kudsi » Kütübü-s Sitte » Elul vel Mecan » » Sünen-i Tirmizi
» 7 İmamın İttifak Ettikleri Hadisler
» Hadis-i Şerif Türkçe Meali / Görmek için Tıklayın


Hadis Bilgisi » Mütavatir Hadis » Ahad Hadis » Meşhur Hadis » Zayıf Hadis » Metruk hadi̇s » Mevkuf hadi̇s » Mevzu hadi̇s » Mürsel hadi̇s » Merdud ve Makbul Hadis » Uydurma Hadis




En geniş çerçevesiyle hadis şöyle tarif edilebilir: "Söz, fiil, takrir, yaratılış veya huyla ilgili bir vasıf olarak Hz. Peygamber'e (a.s) (veya sahabe ve tabiuna) izafe edilen her şeydir."
   HADİS-İ ŞERİF'E DAİR GENEL BİLGİLER    
"Allahım! Şüphesiz ben bilerek herhangi bir şeyi şirk koşmak (eş ve ortak tanımak) tan sana sığınırım.Bilmeyerek işlemiş olduğum (şirk ve hatalarım) ın senden bağışlanmasını dilerim. Şüphesiz ki bütün gaybları (gizli şeyleri) ancak Sen bilirsin." (et-terğıb ve et-terhib: 1/76)

"Allah'ım! Seni her türlü noksanlıklardan tenzih eder, hamdimi sana takdim ederim. Senden başka hiçbir ilah bulunmadığına şehadet ederim. Senden mağfiret diliyor ve sana tevbe ediyorum." (Tirmizi, deavat: 38)

Hadis veya Sünnt'in Tarifi:
Sünnet; Peygamber efendimiz (sav)in söylediği sözler, yaptığı işler ve doğ­ru görüp reddetmediği hususlardır. Tariften de anlaşıldığı gibi Sünnet üç çe­şittir.
1. Peygamber efendimizin sözleri; mesela: "Ameller niyetlere göredir”[1] hadisi bu kabildendir.
2. Peygamber efendimizin bizzat yaptığı işler. Meselâ; Resulullah (sav)in abdest alma ve namaz kılma şekli fiili sünnetlerdir. Keza el kesmesi bu ka­bildendir.
3. Takriri Sünnet: Peygamber efendimiz (sav)in, sahabe-i kiramın söyle­diği veya yaptığı şeyler karşısında sükut etmesi, onlara karşı çıkmaması ya da razı olduğunu gösteren bir tavır takmmasıdır. Çünkü Peygamber efendi­miz (sav)in reddedilmesi gereken bir mesele karşısında susması mümkün de­ğildir. Zira Allah Teala "o, iyiliği emreder, kötülükten men eder”[2] buyur­muştur.

Takriri sünnete misal olarak şu hadis-i şerifleri zikretmek mümkündür: "Hazreti Aişe (ra) diyor ki; "Bir gün bana bir firasetçi geldi.[3] Zeydin oğ­lu Usame ile babası Zeyd bin Harise yatıyorlardı. Resulullah da orada bulu­nuyordu. Firasetçi: "Bu ayaklar birbirlerindendir" dedi. Resulullah buna se­vindi ve bu onun hoşuna gitti. Bu halini Aişe'ye bildirdi.[4]

Resulullah bu olayda neseb tesbiti için firasetçilerin görüşüne itibar edi­leceğine karşı çıkmamış, bundan memnun olduğunu bildirmiştir. İşte bu, bir takriri sünnettir. Ancak firasetin neseb tesbitinde delil olup olmayacağı alim­ler arasında ihtilaflıdır. Bu konular hususunda fıkıh kitaplarına bakılmalıdır.


Cabir (ra) diyor ki: "Resulullah bizi Kureyş'e ait bir kervanı gözetlememiz için gönderdi. Başımıza Ebu Ubeyde bin el-Cerrah'ı emir tayin etti. Resulullah bize, azık olarak ancak bir kırba dolusu hurma verebildi. Bize azık koy­mak için bundan başka bir şey bulamadı. Ebu Ubeyde herkese günde bir hur­ma veriyordu. Ebu Zubeyr diyor ki: "Cabir'e günde bir tek hurma ile ne ya­pıyordunuz" diye sordum. O da şu cevabı verdi: "Biz o hurmaları çocukla­rın emdiği gibi emiyorduk. Sonra su içiyorduk. O gün geceye kadar bu bi­ze yetiyordu. Değneklerimizle palamut ağaçlarının yapraklarını döküyor, son­ra onları ıslatıp yiyorduk. Bir de baktık ki denizin kıyısında büyük bir kum yığını gibi bir şey önümüze dikildi. Yanına geldik. Baktık ki o "anber (bali­na balığı)" diye adlandırılan bir hayvanmış. Cabir diyor ki: "Ebu Ubeyde ön­ce, bu bir leştir, dedi, Daha sonra: "Hayır. Siz, Allah'ın elçisinin elçilerisiniz, Allah yolundasınız. Sizler çaresiz kaldınız. Bundan yeyin" dedi.



Cabir diyor ki; "Biz üçyüz kişi olarak o hayvanın yanında bir ay kaldık.[5] Öyle ki bizler şişmanladık."
Cabir diyor ki: "Biz o hayvanın gözbebeğinden testilere yağ doldurduk ve ondan boğa kadar parçalar kesiyorduk. Ebu Ubeyde bizden on üç adamı gö­türüp o hayvanın gözünün kovuğuna oturttu. O hayvanın kaburgalarından birini yukarıya doğru dikti.

Beraberimizde bulunan develerin en büyüğüne eğer vurup üzerine bin­di. Ve o kaburganın altından geçti.
Biz o hayvanın elinden haşladığımız parçaları azık olarak yanımıza aldık. Medine'ye dönünce Resulullah'a gittik. Hadiseyi ona anlattık. Bunun üzeri­ne Resulullah (sav) "Bu bir rızıktır. Allah onu sizin için denizden çıkardı. Beraberinizde onun etinden bize yedireceğiniz bir şey var mı?" dedi. Cabir diyor ki: "Biz o hayvanın etinden Resulullah'a gönderdik. Resulullah ondan yedi"[6] Bu olayda da Resulullah ölmüş balığın etinin yenilmesine dair bir ruh­sat bulunduğuna işaret etmiştir. Çünkü, buna karşı çıkmamış, aksine tasvip etmiştir. Ayrıca zaruret halinde leşten yenilebileceğine dair bir ruhsat bulun­duğunu takriri sünnetiyle ifade etmişlerdir. Zira Ebu Ubeyde balığın bir leş olduğunu zannederek ondan yemenin mubah olduğu kanaatiyle onu yemiş­ler, Resulullah da bu kanaatinin yanlış olduğunu beyan etmemiştir. Onun ba­lık olması hasebiyle sadece zaruret halinde değil, normal hallerde de yeni-lebilineceğini beyan etmiştir.



Ebu Said el-Hudri diyor ki, Resulullah'ın sahabelerinden bir topluluk yolculuğa çıkmışlardı. Nihayet Arap kabilelerinden bir kabilenin bulunduğu bir yerde konakladılar. Kendilerini misafir etmelerini istediler. O kabilenin insanları, onları misafir etmemede direttiler. Bu esnada kabilenin efendisi (li­deri) bir haşarat (akrep) tarafından sokuldu. Onun için her türlü çareye baş­vurmuşlar. Fakat ona hiçbir şey fayda vermemiş. Bunun üzerine kabileden bir kısım insanlar: "Şurada konaklayan insanlara gitseniz. Belki onların ba­zılarında bir şey bulunur" demişler. Onlar çıkıp sahabelerin yanına geldiler ve onlara: "Ey topluluk! Efendimiz sokuldu, onun için her çareye başvurduk. Fakat bir fayda sağlamadı. Sizin her hangi birinizde buna fayda verecek bir şey var mı" dediler. Sahabelerden biri "Evet. Vallahi ben afsunlarım. Fakat biz size misafir olmak istedik, siz bizi misafir etmediniz. Şimdi sizler bize bir üc­ret vermedikçe ben onu afsunlamam" cevabını verdi. Bunun üzerine onlar bir sürü (otuz adet) koyun vermek üzere anlaştılar. O sahabe gitti. Sokulan kişiye elhamdülillah! Rabbil alemini (fatihayı) okudu ve tükürüp üfledi. Sokulan adam, sanki bağlandığı bir ipten boşanmış gibi ol­du. Kendisinde herhangi bir kıvranma olmaksızın yürümeye başladı. Onlar da ittifak ettikleri ücreti verdiler. Sahabelerden bazıları: "Bunlar aramızda bölüş­türülsün" dediler. Fakat afsunlayan sahabe: "Resulullah'a varıp meseleyi ona anlatmamıza ve bize ne emredeceğini görmemize kadar bir şey yapmayın" de­di. Resulullah'a geldiler. Durumu ona anlattılar. Resulullah da: "Sen Fatiha Sû-resi'nin afsunlama duası olduğunu nasıl bildin? Doğru yapmışsınız, onla­rı taksim edin. Bana da bir pay ayırın" buyurdu ve güldü.[7]



Görüldüğü gibi Resulullah akrebin sokmasına karşı afsunlamanın bir sa­kıncası olmadığına işaret etmiş, ayrıca afsunlayanın aldığı ücretin helal ol­duğunu vurgulamıştır. Ancak afsunlamadan alınan ücret mezhebler arasın­da ihtilaflıdır. Bazıları, bu olayların özel olaylar olduğunu, genel olarak alı­namayacağını belirtmişler, diğerleri ise bu olayların birer örnek olduklarını ve benzeri olaylar da caiz olduğunu söylemişlerdir. Detay için fıkıh kitapla­rına başvurulmalıdır.

Sahih Sünnetin Kısımları:
Sünnet; ravilerin sayıları ve güven derecelerine göre de kafi sünnet, zanni sünnet diye iki ana kısma ayrılmaktadır. Ancak Hanefiler hadisleri Mütevatir Hadisler, Meşhur Hadisler, Ahad Hadisler diye üç kısma, Cum­hur ulema ise hadisleri sadece mütevatir ve ahad diye iki kısma ayırmışlar­dır.
Cumhura göre meşhur hadisler ahad hadislerin sınıfındandır.

1. Mütevatir Hadisler:
Sahabe, tabiin ve tebei tabiin döneminde, yalan üzere ittifak etmesi mümkün olmayan bir topluluğun Resulullah'dan rivayet ettiği hadislerdir.
Mütevatir hadislerin Resulullah'm ameli olan sünnetlerden misali pek çoktur. Mesela Peygamber efendimizin namaz kılma, oruç tutma ve hac et­me şekli mütevatiren bizlere gelmiştir. Mütevatir sünnetlerin Resulullah'm sözü olan türüne örnek İse şu hadis-i şerifi zikretmek mümkündür: Hz. Ali Resulullah'ın şöyle buyurduğu­nu söylemiştir: "Bana yalan isnad etmeyin. Kim bana karşı yalan uydurur-sa o kimse cehennem ateşine girsin.”[8]
Abdullah bin Amr'İn rivayetinde bu hadisin metni: "Kim kasıtlı olarak ba­na karşı yalan uyduracak olursa, cehennem ateşinde yerini hazırlasın, "[9] şeklînde; Abdullah bin Abbas'ın rivayetinde ise: "Benden bildiğiniz dışında hadis nakletmekten kaçının. Kim kasıtlı olarak yalan uydurur da bana isnad ede­cek olursa cehennem ateşinde yerini hazırlasın”[10] şeklindedir.
Bu hadis-i şerif, Cabir bin Abdullah[11] Enes bin Malik,[12] Ebu Said el-Hudri,[13] Abdullah bin Mes'ud,[14] Ebu Hureyre[15] Mürre[16] Kays b. Sad b. Ubade,[17] Seleme bin el-Ekva,[18] Ukbe bin Amir,[19] Zeyd bin Erkam,[20] Halid bin Arfada[21] Muaviye bin Ebu Süfyan[22] Muğire bin Şu'be [23] Zübeyir bin Avam[24] gibi, çokça sahabeden rivayet edilmiştir. Tirmizî bu hadisin Ebu Bekir, Ömer, Osman, Said bin Zeyd, Amr bin el-As, Büreyde, Ebu Musa el-Ğafiki, Ebu Umame, Abdullah bin Amr el-Mukan-na ve Evs es-Sakafi tarafından da rivayet edildiğini zikretmiştir.[25]

Mütevatir Hadis île Amel Etmenin Hükmü:
Mütevatir hadis ile amel etmek farzdır. Çünkü Resulullah'dan geldiği ke­sindir. Zira tevatür yolu ile gelişi Resulullah'a nisbetinin doğruluğunu orta­ya koymaktadır. Bu nedenle ittifakla mütevatir olan bir hadisi inkar eden din­den çıkmış olur.
Alimler bir hadisin mütevatir olması için, en az kaç kişinin onu rivayet et­mesi gerektiği hususunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir: Bazıları beş, ba­zıları oniki, bazıları yirmi, bazıları kırk, bazdan yetmiş, bazıları ise üçyüzon küsur kişinin her rivayet zincirinde rivayet etmesi gerektiğini söylemişlerdir.
Ancak belirli bir sayı üzerinde karar kılınması doğru görülmemektedir. Zi­ra ravilerin durumlarının da dikkate alınması icab etmektedir.
Dikkat edilmesi gereken bir nokta da şudur: Sahabe-İ kiram, tabiin ve te­bei tabiinden sonraki dönemlerde hadisin çok kişiler tarafından rivayet edilmesi, hadisi mütevatir hadis derecesine ulaştırmaz.

2. Meşhur Hadis:
Meşhur hadis, sahabe döneminde, bir sahabenin veya mütevatir hadisde-ki sayıya ulaşmayan bir sahabe topluluğunun, tabiin ve tebei tabiin dönemin­de İse, tevatür derecesine ulaşan bir topluluğun Resulullah'dan rivayet etti­ği hadislerdir. Meşhur hadise misal olarak Ömer bin el Hattab (ra)'ın Resulullah'dan rivayet ettiği ve Buhârî'nin Sahih'inde birinci hadis olarak zikret­tiği şu hadisi göstermek mümkündür. "Ameller ancak niyetlere göredir...”[26]
Görüldüğü gibi mütevatir ile meşhur arasındaki fark şudur: Mütevatir ha­dis üç asırda da tevatür yoluyla rivayet edilirken, Meşhur Hadis sadece ta­biin ve tebe-İ tabiin dönemlerinde tevatür yoluyla rivayet edilmiştir.
Meşhur Hadis ile Amel Etmenin Hükmü: Meşhur hadis, katiyet ve kesinlik ifade etmez. Kesinliğe yakın bir derecede zan ifade eder. Kişiye güven telkin eder. Buna rağmen meşhur hadis­le amel etmek vacibtir. Çünkü bir sahabe veya sahabelerden rivayet edildi­ği kesindir. Sahabeler ise, itimat edilecek kişilerdir. Hadisi Resulullah'dan ri­vayet ettiklerine güvenilir.

3. Ahad Hadis
Ahad hadis sahabe, tabiin ve tebei tabiin dönemlerinde tevatür derece­sine ulaşmayan sayıdaki insanın Resulullah'dan rivayet ettiği hadislere deni­lir. Buna misal olarak da Ebu Hureyre (ra)ın rivayet ettiği şu hadisi zikretmek mümkündür: "Kim bir koyun satın alır da onun memesi bağlanılarak sütü­nün toplandığını anlarsa, o kişi üç güne kadar serbesttir. Dilerse, o koyu­nu olduğu gibi kabullenir, istemezse koyunu geri iade eder. Onunla beraber bir sa'[27] miktarı da hurma verir."[28]

Ahad Hadis İle Amel Etmenin Hükmü:
Ahad hadis, tercih edilen bir zan ifade eder. Yani Resulullah'dan geldiği zannı kuvvetlidir. Çünkü hadisi rivayet edenlerde doğru söylediklerini ifade eden sıfatlar mevcuttur. Bununla beraber ahad hadis, mütevatir derecesin­de kesinlik ifade etmez. Zira Resulullah'dan gelmesinde az da olsa şüphe vardır.
Yine Ahad Hadisler, meşhur hadisler derecesinde kesinliğe yakın bir ka­naat telkin etmezler. Keza Ahad Hadisler, tabiin ve tebe-İ tabun dönemlerin­de Meşhur Hadisler kadar İlgi görmemişlerdir. İşte bu nedenlerle, kesin bil­gilere dayanan, zan ve tahminler üzerine kurulamayan İtikadı meselelerde Ahad Hadislere dayanılamaz. Buna mukabil hukuki meselelerde doğruluğu tercih edilen Ahad Hadisler delil sayılır.
Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer (ra) iki kişinin işittiklerine dair şahitlik etme­leri halinde ahad hadislerle amel etmişlerdir. Hz. Ali (ra) de hadisleri riva­yet eden raviyi doğru söylediğine dair yemin ettirir, sonra hadisle amel ederdi.

Ahad Hadisle Amel Etmenin Şartları:
Ahad hadislerle amel edebilmek için, ravilerde, hadisin lafzında ve ma­nasında bir takım şartların bulunması gerekmektedir.

A. Ravide Aranan Şartlar:
a. Naklettiği hadisi işittiği veya gördüğü zaman; ravinin temyiz gücüne sa­hip olması ve onu muhafaza edebilecek yetenekte bulunması şarttır.
Bu aşamada ravinin, ergenlik çağına ulaşmış olması, müslüman olması şart değildir. Bunun içindir ki, hicret senesinde 9 yaşında bulunan Enes b. Ma-lik'in ve Resulullah'ın ahirete intikali sırasında yaklaşık 10 yaşında olan Nu-man b. Beşir'in rivayet ettiği hadisler kabul edilmiştir.
Aynı şekilde Mut'im b. Cübeyr'İn (ra) müslüman olmasından önce Rasu-lullah'm Akşam Namazında Tûr Suresini okurken duyduğunu rivayet etme­si kabul edilmiştir. b. Buna karşılık Hadisi rivayet ettiği vakitte, ravinin ergenlik çağına ermiş, müslüman, adil[29] ve zabıt[30] olması şarttır.

B. Lafzında Aranan Şart:
Ravinin Ahad hadisin lafzından manayı tamamlayacak lafızları düşürme­mesi şarttır.

C. Manasında Aranan Şart
Ahad hadisin manasının dinde kesin olarak bilinen hususlara ters düşme­mesi şarttır.
Bu şartlara İlaveten fıkhi mezheplerde Ahad hadislerin kabulü için her mezheb kendisine ait bir kısım özel şartlar aramaktadır.




  

[1] Buhârî.Kit.Bedu'l-Vahy, bab: 1, Müslim, Kit. İmâre, bab: 155, hn. 190; Ebû Dâvûd, Kit. Talak, hn. 220, Nesei, Kit. Tahare bab: 59; İbn Mace, Kit. Zühd, bab: 26, hn. 4227
[2] Araf, 157
[3] Firaset; insanların yüzlerinden, organlarından, şekil ve biçimlerinden, tabiat ve neseblerini çıkarmaya denilir. Bunu yapana da firasetçi denilir.
[4] Buhârî Kit. Fedail bab. 17; Müslim Kit. Rida, bab. 40, hn. 1459; Muvatta Kıt. Ak-tive bab: 22
[5] Buhârî'nin rivayetinde "yarım ay" dır. İki rivayetin bağdaştırılması şöyledir. Deniz sahilinde biray kalmışlar. Onbeş gün hayvana rastlamadan önce onbeş günde rast­ladıktan sonra Buhârî'de hadis bu şekilde rivayet edilmektedir.
[6] Müslim, Kit. Sayd, bab: 17, lın. 1935; Nesei, Kit. Sayd, bab: 35, lın. 4358; Ebû Dâvûd, Kit. Atime, Bab: 48, hn. 3841; Müsned, İmam Ahmed, c. III, sn. 311. Ayrıca özet­le Buhârî, Kit. Megazi, Bab: 85, Kit. Zebaih, bab: 12.
[7] Buhârî, Kit. icare, bab: 16, Kit. Tıbb, bab: 33, 39; Müslim, Kit. Selam, bab: 65, hn: 2201
[8] Buharı, Kit. İtim, bab: 38; Tirmizî, Kit. İlim, bab: 8, hn. 2660, Kit. Menakib, bab: 20, hn. 3715, îbnMace, Kit. Mukaddime, bab: 4, hn. 11
[9] Buharı, Kit. Enbiya, bab: 50; Tirmizî Kİt. İlini, bab: 123, hn. 2669; Müsned İmanı Ahmed, c. II, sh. 59, 171, 202, 214
[10] Tirmizî, Kit. Tefsir, sûre, 1, bab: 1, lın. 2951; Darimi, Kit. Mukaddime, bab: 25
[11] İbn Mace, Kit. Mukaddime, Bab: 4, lın. 33; Darimi, Kit. Mukaddime, bab: 25; Müs­ned İmam Ahmed, c. III, sh. 303
[12] Tirmizî Kit. İlim, bab: 8, hn. 2661; îbn Mace, Kit. Mukadime, bab: 4, hn. 22; Da­rimi, Kit. Mukaddime, bab: 25; Müsned İmanı Ahmed, c. III, sh. 98, 113, 116, 166, 167, 176, 209, 223,
278, 280; Buhârî, Kit. İlim, Bab: 38 [13] Müslim, Kit. Zühd, bab: 72, hn. 3004; İbn Mace, Kit. Mukaddime, bab: 4, hn. 37; Müsned İmam Ahmed. c. III, sh. 39. 44, 45, 56
[14] Tirmizî, Kit. Fiten, bab: 70. hn. 2257; İbn Mace, Kit. Mukaddime, bab: 4, hn. 30
[15] Buhâri, Kit. Edeb, bab: 109; İbn Mace, Kit. Mukaddime, bab: 4, hn. 34; Müsned İmam Ahmed, c. II, sh. 410, 413, 469, 519; Buhârî, Kit. İlim, bab: 38
[16] Darimi, Kit. Mukaddime, bab: 25
[17] Müsned İmam Ahıned, c. III, sh. 422
[18] Müsned İmam Ahmed, c. IV, sh. 47
[19] Müsnetf İmam Ahmed, c. IV, sh. 156, 201
[20] Müsned İmam Ahmed, c. IV, slı. 367
[21] Müsned İmam Ahmed, c. V, slı. 292
[22] Müsned İmam Ahıned, c. IV, sh. 100
[23] Buhârî, Kit. Cenaiz, bab: 34
[24] Buhârî, Kit. İlim, Bab: 38
[25] Tirmizî Kit. İlim Bab: 8, hn. 2660
[26] Buhârı, Kit. Bed'ul Vahy bab: 1, Kit. Itk, bab: 6, Kit. Menakib bab: 45, Kit. Talak, Bab-. 11, Kit. Eynıan, bab: 23. Kit. Hiyel bab: 1; Müslim, Kit. înıare bab: 155, hn. 1907; Ebû Dâuûd, Kit. Talak, bab: 11 lın. 2201; Nesâi Kit. Tahara Bab: 59, Kit. Ta­lak bab: 24, Kit. Eynıan bab: 19; İbn Mace, Kit. Zühd bab: 26, hn. 4227.
[27] Bir "sa" binkırk şer'i dirheme eşittir. Yaklaşık olarak 2.917 kg.dır.
[28] Buhârî, Kit. Buyu" bab: 64, 65; Ebâ Dâvûd, Kit. Buyu' bab: 46. hn. 3443; Nesei Kit. Buyu bab: 14: İbn Mace Kit. Ticaret bab: 42 hn. 2239; Müsned İmam Ahmed, c. I, slı. 430, 433. [29] Adil: Akıllı, buluğ çağına ermiş, müslüman, büyük günahlardan uzak, küçük gü­nahları işlemekte ısrarlı olmayan raviye denir.
[30] Zabit: İşittiğini veya gördüğünü hafızasında zabt edebilen ve dilediği zaman da hatırlayabilen raviye denir.

Hadis-i Şerif Bilgisinin Alındığı Kaynak / Fıkıh Usulü Hasan Karakaya




MÜTEVÂTİR HADİS

Mütevatir haberin şartlarını taşıyan hadis Resulullah (as) hadisleri, rivayet edenlerin sayısı yani azlığı-çokluğu bakımından genel olarak iki kısma ayrılır: Mütevâtir Âhâd.

Mütevâtir hadis, Sahabeden itibaren her devirde yalan üzerinde birleşmeleri aklen tasavvur olunamayan topluluklar tarafından rivayet edilen hadistir. Başka bir ifade ile, mütevâtir haberin şartlarını kendisinde toplayan hadistir.

Bir hadisin mütevâtir sayılabilmesi için aşağıdaki şartları taşıması gerekir:
1) Mütevâtir hadis her devirde pek çok kimse tarafından rivayet edilmiş olmalıdır. Ancak her tabakadaki ravilerin asgarî sayısı için herhangi bir sınır tayîn ve tesbiti şart değildir. Gerçi yalan üzerinde anlaşmaları düşünülemeyecek kalabalığın en az 4, 5, 10, 12, 20, 40, 70 ve 300 küsur olması gerektiğini söyleyenler varsa da, bunların hiçbiri sözünü bu konuyla ilgili ciddî bir delile dayandıramamıştır.Önemli olan, hadisi, yalan üzerinde -kasıtlı veya kasıtsız- ittifaklarını aklın kabul edemeyeceği bir topluluğun nakletmiş olmasıdır.

Devamını Okumak İçin Tıklayın



MÜRSEL HADİS

Mürsel: Hadis ne demektir Istılahında (teriminde) mürsel;
Sahabeden sonra gelen nesil olan tabiînin, sahebeyi atlayarak doğrudan Resulullah (as)'dan hadis nakletmesine denir.
Mürsel,bir zayıf hadis türüdür.Tabîinden birinin senedinde sahabeyî zikretmeksizin doğrudan doğruya Resulullah (as)'ın adını anarak rivayet ettiği hadis.

Mürsel zayıf hadîs kısımlarından biridir.
Muhaddislere ve usul alimlerine göre ayrı ayrı tarifi yapılmıştır.
Muhaddislerin genel tarifine göre mürsel hadis, isnâdında sahabî râvisi düşmüş olan hadistir Tabiun neslinden birisinin hadis aldığı sahabî ravînin adını anmadan, onu atlayarak doğrudan doğruya "Rasûlüllah (sa) buyurdu ki..." diyerek rivâyet ettikleri hadislere "mürsel" denilmiştir.

Muhaddisler "mürsel" lafzını Tabiun'un Resulullah (as)'den rivayet ettikleri hadislere tahsis etmişlerdir. Fukaha ve usulcüler ise, bunu daha genel anlamda kullanarak munkatı hadisleri de bu kapsama almışlardır
Devamını Okumak İçin Tıklayın



AHAD HADİS

Râvî sayısı bakımından mütevâtir* derecesine ulaşmamış hadîsler için kullanılan bir usûl-i hadîs ıstılahı.
Âhâd, lügatta, "bir" manasına gelen "ehad" ve "vâhid" kelimelerinin çoğuludur. Matematikte birler hanesini ifade eder.Haber,herhangi bir şey veya mesele ile ilgili olarak nakledilen bilgi anlamındadır.

Hadîs ilminde ise Resulullah (as)'in kavlî, fiilî ve takrîrî sünnetlerinin sözle ifadesi demek olan "hadîs" kelimesinin müterâdifi olarak kullanılır. Bazı âlimler,Resulullah (as) hakkındaki rivayetler için "hadîs", Sahâbe ve Tâbiûn sözleri için de "haber" tabirini kullanmayı tercih etmişlerdir.Bu itibarla "âhâd hadîs" yerine "âhâd haber" deyimi yaygınlaşmıştır.
Devamını Okumak İçin Tıklayın



Hadis Alimi Kime Denir

Hadis âlimleri, çok yüksek insanlardır. Ravileri ile beraber, yüz bin hadis-i şerifi ezbere bilene hafız denir.
Kur’an-ı kerimi ezberleyene hafız denmez kâri denir.
Bugün, hadis-i şerifleri ezbere bilen bulunmadığı için, kâri’ yerine, yanlış olarak hafız deniliyor.
İki yüz bin hadis-i şerifi ezbere bilene şeyh-ul-hadis denir.
Üç yüz bin ezberleyene, huccet-ül-islam denir.
Üç yüz binden daha çok hadis-i şerifi, ravileri ile, senetleri ile birlikte ezberleyene hadis imamı ve hadis müctehidi denir. Bugün böyle bir İslam âlimi dünyada yoktur.



Doğru oldukları, bütün İslam âlimleri tarafından tasdik edilmiş olan hadis kitaplarından altı tanesi, bütün dünyada şöhret bulmuştur. Bu altı kitaba Kütüb-i Sitte denir. Kütüb-i Sitte’yi yazan altı büyük âlim şunlardır:

1- İmam-ı Buhari: İsmi, Muhammed bin İsmail’dir. Hadis kitaplarında kısaca “H” harfi ile gösterilir.

Her hadisi yazacağı zaman gusül abdesti alıp, iki rekat namaz kılar, istihare ederdi. Buhari-yi Şerifi 16 senede yazmıştır. Yüzlerce şerhi yapılmıştır. Bunlardan imam-ı Kastalâni’nin, Ayni’nin ve İbni Hacer’in şerhleri meşhurdur.

2- İmam-ı Müslim: Kısaca “M” harfi ile gösterilir. Câmi’üs-Sahih ismindeki kitabının birçok şerhleri bulunup en meşhuru imam-ı Nevevi’nin şerhidir. 3- İmam-ı Malik bin Enes: “Mâ” harfi ile gösterilir. Muvatta ismindeki kitabı, ilk yazılan hadis kitabıdır. Bazı âlimler Kütüb-i Sitte’yi sayarken, Muvatta yerine, İbni Mace’nin Sünen kitabını söylemişlerdir. Kısaca “MC” harfleri ile gösterilir.

4- İmam-ı Tirmizi: İmam-ı Muhammed bin İsa’dır. “T” ile gösterilir. Câmi’üs-Sahih ismindeki hadis kitabı çok kıymetlidir. Mearif-üs-Sünen adındaki şerhi en kıymetli şerhdir.

5- İmam-ı Ebu Davud: “D” harfi ile gösterilir. Sünen ismindeki kitabının birçok şerhi vardır.

6- İmam-ı Nesai: Adı, Ebu Abdurrahman Ahmed bin Ali’dir. “S” harfi ile gösterilir.


Sünen-i Sagir Kütüb-i sittedendir.
İbni Esir, kütüb-i sittedeki tekrarları çıkararak hepsini Câmi-ül-Usûl adı altında tek bir eserde toplamıştır. Meşhur ve çok kıymetli hadis kitaplarından, imam-ı Ahmed bin Hanbel’in Müsned’i “H” ve Ebu Yâ’lâ ve Abdullah Darimi’nin Müsned’i “DR”, Ahmed Bezzar’ın Müsned’i “Z” harfi ile gösterilir. Bu kitaplara Mesânid denir.


Ayrıca imam-ı Suyuti’nin Câmi-us-Sagir ve Kebir’i, Beyheki’nin Müsned’i ve Delâil’i, Hakim’in Müstedrek’i, Taberani’nin Mu’cem-ul-Kebir, Sagir ve Evsat’ları, Heysemi’nin Mecma-uz-Zevâid’i meşhurdur. Usûl-i hadis ilmini bildiren imam-ı Nevevi’nin Takrib’i ve bunun Suyuti tarafından yapılan Tedrib-ur-Râvi Şerhi çok meşhurdur. Günümüzde hadis kitaplarının yeni yeni fihristleri yapılmaktadır...[1]




Hadis rivayet eden kimse; Hadis ilmiyle uğraşan ilim adamı; Hz. Peygamber (s.a.s)'den rivayet edilen her şeyin senetlerini; Peygamberimizden sonra bu bilginin kendisine nasıl ulaştığını, senedindeki ravilerin güvenilir olup olmadıklarını bilen kimse. Tahdis (rivayet etmek)ten ism-i fail olan muhaddis, ravi ile eşanlamlıdır. Ancak usul-u hadiste Muhaddis "ravi" kelimesine oranla daha özel bir anlam taşır. Buna göre her muhaddis ravidir fakat her ravi muhaddis değildir.



Muhaddisi raviden ayıran fark, onun, rivayet ve dirayet yönünden mahir, sahih olan hadisi sakiminden ayırdedebilecek bir melekeye sahip, hadise müteallik bütün ilimleri ve hadisçilerin ıstılahlarına vakıf hadis ravilerinden mü'telif ve muhtelif, müttefik ve müfterik olanları ve hadislerdeki garib lafızları iyi bilen bir kimse olmasıdır. Bu bilgilere sahip olan bir hadisci muhaddis ismine lâyık olur.



Muhaddis lâfzının, hadis ilminde hangi dereceye ulaşmış olana alem olacağı konusunda değişik görüşler vardır. Çünkü hadisle uğraşanlara, durumlarına göre çeşitli isimler verilmiştir. Cemalüddin el-Kasımi bu konuda şunları nakleder:


"Kitablarda hadisle meşgul olan kimselere, "müsnid", "muhaddis" ve "hâfız" lâkablarının verildiği görülür. Hadisçilerin ıstılahlarına vâkıp olmayan kimseler, onların birbirine müradif olduklarını, mutlak olarak bunları herkese söylemenin caiz olacağını zannederler. Halbuki gerçek böyle değildir. Çünkü "müsnid", ister hadise ait bilgileri bilsin veya bilmesin, ister bilgisi sadece hadis rivayet etmekten ibaret olsun, isnâdı ile hadisi rivayet eden kimseye denir. "Muhaddis" ise müsnidden daha yüksek derecededir. Muhaddisin senedleri, illetleri, nicâlin isimlerini bilmesi, çok metin ezberlemesi, Kütüb-ü Sitteyi, Müsnedleri, Mu'cemleri ve hadise ait cüzleri dinlemesi şarttır. Selefe göre "hafız", "muhaddis"le (eşanlamlı)dır.



Ayrıca muhaddis, ri'vayet ve dirâyet yönlerinden hadisle uğraşan, hadisin ravilerini ve bunlar arasındaki farkı bilen, kendi asrındaki ravilerin ve rivayet edilen şeylerin çoğundan haberden olan, bu konularda payının bulunduğu bilinen, hadisi iyi bilmesiyle meşhur olarak temayüz eden kimsedir. Eğer bu konuda, her tabakadan bildikleri bilmediklerinden daha fazla olacak şekilde, tabaka tabaka şeyhlerini bilecek kadar geniş bilgiye sahip olursa buna "hafız" denir. Mütekaddi'mun'dan bazıları: "Biz, yirmi bin hadisi imlâ suretiyle yazmamış olan kimseyi hadisçi saymazdık" şeklinde aktarılan sözleri kendi dönemlerindeki muhaddis tarifini yansıtmaktadır.



İmam Ebû Şâme de şöyle der: "Hadis ilimleri üç kısımdır: Birincisi ve en şereflisi; hadis metinlerini ezberlemek, garib lâfızlarını, fıkıha ait hükümlerini bilmektir.

İkincisi; senedlerini ezberlemek, ricâlini tanımak, sahihini sakiminden ayırt etmektir.


Üçüncüsü; hadisleri toplamak, yazmak, rivayet yollarını ve senedlerini bir araya getirmek ve bu konularda derinleşmeye çalışmaktır."

Hâfız İbni Hacer ise şöyle der: "Bu üç esası kendisinde toplayan kimse fakih ve kâmil bir muhaddistir. Bunlardan sadece ikisini bilen kimsenin derecesi daha aşağıdır." Tedribü'r-Ravi isimli eserde de bu şekilde ifade edilmiştir (Cemalüd-Din el-Kosımî, Kovaidü't-Tahdis, s. 76-77-1961 (1380).

Ulemanın "muhaddis" tarifinde değişiklikler olmasına rağmen hepsinde de muhaddise verilen derece yüksektir. Bunlara göre muhaddis, senedleri ezberlemekle beraber, senedlerdeki ricâlin ne dereceye kadar adaletli veya mecrûh (kusurlu) olduklarını da bilen kimsedir. Muhaddisler arasında yüksek rütbeye sahip olana "hâfız", en yüksek dereceye sahip olana "huccet", en üstün mertebeye ulaşana da "Hâkim"



Meşhur görüşe göre, kendisine "Şeyh" ve "imam" da denilen muhaddis, hadis ilminde üstad-ı kâmil mertebesini bulan zattır. Muhaddis, yüz bin hadisi metinleriyle senedleriyle ezberlemiş olur ve senedlerdeki ricâli tercemeleriyle, cerh ve tadil noktasından halleriyle tanırsa "Hâfız" adını alır. "Hüccet" üçyüz bin hadisi böylece bilen muhaddisin ünvanıdır. "Hâkim" ise bütün sünneti kuşatmış olan İmama denir.



İmam Cezerî'nin tarîfine bakılırsa "Muhaddis" ünvanı genel olup şartları içerisinde rivayet etmek üzere erbabından, yine şartları içerisinde hadis alıp (ahz), taşıyan (tahammül) her zata verilebilir.



Zeynü'd-Din Irakî de; hadisleri kendi eliyle yazmış, erbabından dinlemiş, taliblere dinletmiş, hadis toplamak için diyar diyar dolaşmış, bine yakın Müsned, İlel ve Tarih kitablarının asıllarını elde etmiş, asıldan istinsah (kopya) edilmiş (feri) kitaplar üzerine talik (not)lar yazmış kimseye "muhaddis" denilebileceğini, söyler (Tecrid-i Sarih Tercümesi, I, 8-9).[1]





   [1] : Şamil İslam Ansiklopedisi İsmail KAYA



“Hadis Fihristini online okuyabilir, facebook, twitter gibi diğer sosyal ağlarda paylaşabilir, bilgisayarınıza indirebilir, ödev ve tezlerinizde kullanabilir ve siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin site ve bloglarınızda yayınlayabilir ve kopyalayıp, çoğaltabilirsiniz. Eraykitap En iyi Bilgi Dünya ve Ahiret Saadeti Sağlayan Bilgidir


Önceki Sayfa
Fihrist
Sonraki Sayfa
  • Kullarım sana, Beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar (Bakara Suresi - 186)